Bir insan panik atak geçirdiğinde genellikle ilk dikkatini çeken şey bedenidir. Kalbi hızlanır, nefesi daralır, başı döner veya kontrolünü kaybedeceğini hisseder.
Bu yoğun deneyim karşısında kişi çoğunlukla bedensel belirtilerine odaklanır.
Kalbim neden bu kadar hızlı atıyor?
Neden nefes alamıyorum?
Ya yeniden olursa?
Bunlar anlaşılır sorulardır. Ancak psikodinamik psikoterapi, panik belirtilerinin nasıl ortaya çıktığıyla ilgilenirken başka bir soruyu da gündeme getirir:
Bu deneyim kişinin yaşamında, ilişkilerinde ve duygusal dünyasında nasıl bir anlam taşımaktadır?
Panik atağın psikodinamik anlamını araştırmak, her panik atağın arkasında mutlaka bastırılmış bir duygu veya bilinçdışı çatışma bulunduğunu varsaymak değildir.
Bunun yerine kişinin panik belirtilerinin ne zaman başladığı, hangi yaşam olaylarıyla ilişkili olduğu, hangi duygularla birlikte yaşandığı ve kişinin bu deneyimi nasıl anlamlandırdığı incelenir.
Bazı insanlar için panik deneyimi ayrılık ve kayıp korkularıyla ilişkili olabilir. Bazılarında öfkeyi ifade etmek, bağımsızlaşmak veya başkalarından destek istemek gibi ilişkisel meseleler önem kazanabilir.
Ancak bu bağlantılar her bireyde aynı değildir.
Panik bozukluğun ortaya çıkışı ve sürmesinde biyolojik yatkınlıklar, bedensel duyumlara hassasiyet, korku öğrenmesi ve bilişsel süreçler de rol oynayabilir.
Psikodinamik yaklaşımın katkısı, kişinin yaşadığı belirtilerin öznel ve ilişkisel anlamını araştırmakta ortaya çıkar.
Panik Atağın Psikodinamik Anlamı Nedir?
Panik atağın psikodinamik anlamı, kişinin yaşadığı yoğun korku ve bedensel uyarılmanın ruhsal yaşamındaki duygular, çatışmalar, ilişkiler ve geçmiş deneyimlerle olası bağlantılarının araştırılmasıdır.
Psikodinamik düşüncede belirtiler yalnızca gözlemlenebilir davranışlar veya bedensel tepkiler olarak ele alınmaz.
Kişinin bu belirtileri nasıl deneyimlediği de önem taşır.
Örneğin iki insan panik atak sırasında aynı ölçüde çarpıntı yaşayabilir.
Birincisi kalp krizi geçireceğinden korkabilir.
İkincisi ise kimsenin kendisine yardım etmeyeceğini düşünerek yoğun çaresizlik hissedebilir.
Bedensel belirtiler benzer olsa da korkunun kişisel anlamı farklılaşabilir.
Psikodinamik psikoterapide bu farklılıklar üzerinde durulur.
Kişinin korktuğu şey yalnızca bedensel bir felaket midir? Yardım alamamak, yalnız kalmak veya kendi başına baş edememek de korkunun içinde yer almakta mıdır?
Bu sorular doğrudan yorum üretmek için değil, kişinin deneyimini araştırmak için kullanılır.
Panik atağın psikodinamik anlamı, belirtilerden otomatik olarak çıkarılan bir sonuç değil, bireysel klinik süreçte geliştirilen bir anlayıştır.
Freud’un Kaygı Kuramı: Panik Nasıl Düşünülebilir?
Freud’un kaygıya ilişkin düşünceleri psikanalitik kuramın gelişimi içerisinde değişmiştir.
Erken dönem çalışmalarında Freud, kaygıyı bazı durumlarda ruhsal olarak işlenemeyen cinsel uyarılmayla ilişkilendirmiştir.
Daha sonraki kuramında ise kaygıyı benliğin tehlike karşısındaki işlevi açısından yeniden ele almıştır.
1926 yılında yayımladığı Ketlenmeler, Belirtiler ve Kaygı adlı çalışmasında Freud, kaygının tehlikeyi haber veren bir sinyal niteliği taşıyabileceğini ileri sürer.
Bu düşünceye göre kaygı, benliği yaklaşan bir tehlikeye karşı uyaran ruhsal bir işlev görebilir.
Ancak tehlike yalnızca dış dünyadaki somut olaylardan oluşmaz.
Kayıp, ayrılık, nesnenin sevgisini kaybetme veya kişinin baş etmekte zorlandığı ruhsal durumlar da tehlike olarak deneyimlenebilir.
Bu kuram, panik yaşayan bazı kişilerin neden özellikle yalnız kalma, çaresizlik veya destek kaybı gibi temalara duyarlı olabildiğini düşünmek açısından yararlı olabilir.
Ancak Freud’un kaygı kuramı, modern panik bozukluğun nörobiyolojik açıklaması değildir.
Panik atağın yalnızca bilinçdışı bir tehlike sinyalinden kaynaklandığını söylemek de doğru olmaz.
Freud’un kavramları, kişinin öznel deneyimini anlamaya yönelik kuramsal bir çerçeve sunar.
Sinyal Kaygısı ve Bunaltıcı Kaygı Arasındaki Fark
Freud’un sonraki kaygı kuramında önemli ayrımlardan biri, tehlikeyi önceden haber veren kaygıyla kişinin baş etme kapasitesini aşan yoğun kaygı deneyimi arasındadır.
Sinyal kaygısı, yaklaşan bir tehlike karşısında ruhsal savunmaların harekete geçmesine katkıda bulunan bir uyarı olarak düşünülebilir.
Buna karşılık bunaltıcı kaygı deneyiminde kişi, yaşadığı uyarılmayı düzenlemekte güçlük çekebilir.
Panik atak sırasında kişinin sıklıkla tarif ettiği deneyim, korkunun kontrol edilemeyecek kadar yoğunlaşmasıdır.
Kişi kendisini yalnızca tehdit altında değil, aynı zamanda bu tehditle baş edemeyecek durumda hissedebilir.
Psikodinamik açıdan burada çaresizlik deneyimi önem kazanabilir.
Kişi için çaresiz kalmak ne anlama gelmektedir?
Başkasından yardım istemek nasıl yaşanmaktadır?
Kendi sınırlarıyla karşılaşmak neden bu kadar korkutucu olabilir?
Bu sorular bazı hastaların ruhsal deneyimlerini anlamaya yardımcı olabilir.
Ancak sinyal kaygısı ile bunaltıcı kaygı arasındaki kuramsal ayrım, panik atağın güncel tanı ölçütleriyle eşitlenmemelidir.
Panik Atak ve Ayrılık Kaygısı Arasındaki Psikodinamik İlişki
Panik odaklı psikodinamik psikoterapi literatüründe ayrılık ve bağlanma temaları önemli bir yer tutar.
Bazı hastalarda panik belirtilerinin başlamasından önce bir ayrılık, kayıp veya bağımsızlaşma süreci bulunabilir.
Örneğin uzun süredir ailesiyle yaşayan bir kişi ilk kez tek başına yaşamaya başladığında yoğun kaygı yaşayabilir.
Başka biri romantik ilişkisinin sona ermesinden sonra panik belirtileri geliştirebilir.
Bir başkası ise çocuk sahibi olmak, yeni bir işe başlamak veya başka bir şehre taşınmak gibi yaşam değişiklikleri sırasında zorlanabilir.
Bu olayların ortak özelliği, kişinin ilişkileri ve güvenlik duygusu açısından önemli değişiklikler içerebilmeleridir.
Ancak bu değişikliklerin panik atağa neden olduğunu otomatik olarak söylemek doğru değildir.
Psikodinamik değerlendirmede asıl soru, olayın kendisinden çok kişinin onu nasıl deneyimlediğidir.
Örneğin tek başına yaşamaya başlayan bir kişi bunu özgürleşme olarak yaşarken bir başkası korunmasız kalmak gibi hissedebilir.
Ayrılık, bazı kişilerde yalnızca bir insandan uzaklaşmak değil, kendi başına yeterli olup olamayacağıyla karşılaşmak anlamına gelebilir.
Bu ilişkiyi anlamak, panik belirtilerinin kişinin hayatındaki değişimlerle nasıl bağlantılandığını araştırmaya yardımcı olabilir.
Yetişkinlerde ayrılık kaygısının klinik özelliklerini Yetişkinlerde Ayrılık Kaygısı yazımızda ayrıca ele aldık.
Bağımlılık ve Özerklik Çatışması
Psikodinamik açıdan panik deneyimiyle ilişkilendirilen temalardan biri de bağımlılık ve özerklik arasındaki gerilimdir.
İnsan yaşamı boyunca başkalarına ihtiyaç duymak ile kendi başına hareket etmek arasında farklı dengeler kurar.
Başkalarından destek almak olağan ve sağlıklı bir ihtiyaçtır.
Ancak bazı kişiler için bağımsız hareket etmek, önemli ilişkileri kaybetme korkusunu harekete geçirebilir.
Örneğin kişi ailesinden uzaklaşmak isterken aynı zamanda onların desteğini kaybetmekten korkabilir.
Bir ilişkide kendi ihtiyaçlarını daha açık ifade etmek isterken karşı tarafın kendisini terk edeceğinden endişelenebilir.
Bu durumda bağımsızlaşma arzusu ile bağlı kalma ihtiyacı arasında bir çatışma yaşanabilir.
Panik odaklı psikodinamik yaklaşım, bazı hastalarda bu çatışmanın panik belirtileriyle ilişkisini araştırır.
Ancak burada önemli bir klinik sınır bulunmaktadır:
Bağımlılık ve özerklik çatışması, panik bozukluğun bütün hastalarda bulunan zorunlu bir özelliği değildir.
Psikodinamik formülasyon, ancak kişinin kendi yaşam öyküsü ve terapi sürecindeki deneyimleriyle desteklendiğinde anlamlıdır.
Panik Atak ile Öfke Arasında Bir Bağlantı Var mı?
Panik odaklı psikodinamik psikoterapinin önemli odaklarından biri, öfkenin deneyimlenmesi ve ifade edilmesidir.
Bazı kişiler, özellikle kendileri için önemli olan insanlara karşı öfke hissetmekte zorlanabilir.
Örneğin kişi ilişkisini kaybetmekten korktuğu için memnuniyetsizliğini dile getiremeyebilir.
Bir başkasının davranışına kızdığı halde bu duyguyu fark etmekten veya ifade etmekten kaçınabilir.
Bazen öfke, kişinin zihninde ilişkinin bozulmasıyla ilişkilendirilebilir.
“Kızdığımı belli edersem beni terk eder.”
“Karşı çıkarsam sevgisini kaybederim.”
“Öfkelenirsem kontrolümü kaybederim.”
Bu tür düşünceler, kişinin öfkeyle kurduğu ilişkiyi zorlaştırabilir.
Psikodinamik psikoterapide öfkenin yasak, tehlikeli veya ilişkiyi bozucu bir duygu olarak deneyimlenip deneyimlenmediği araştırılabilir.
Ancak panik atakların bastırılmış öfkeden kaynaklandığını söylemek bilimsel açıdan gereğinden fazla kesin bir iddia olur.
Panik odaklı psikodinamik modelde öfke merkezi bir kuramsal tema olsa da bu, bütün panik atakların öfkeyle açıklanabileceği anlamına gelmez.
Kişinin öfkesiyle ilişkisi, yalnızca gerçekten klinik olarak anlamlı olduğunda terapötik çalışmanın odağı haline gelmelidir.
Öfke, Suçluluk ve İlişkiyi Kaybetme Korkusu
Bazı kişiler öfkelendiklerinde yalnızca karşılarındaki insana değil, kendi duygularına da tepki gösterebilir.
Örneğin bir kişi annesine veya partnerine kızdığında yoğun suçluluk hissedebilir.
Kızgınlığını ifade etmek, onun için sevdiği kişiye zarar vermekle eşdeğer olabilir.
Bu durumda öfke ile suçluluk arasında zorlayıcı bir ilişki gelişebilir.
Kişi hem kızgınlığını yaşamakta hem de bu kızgınlığın sonuçlarından korkmaktadır.
Psikodinamik açıdan burada sevgi ve öfkenin aynı kişiye yönelik olarak birlikte bulunabilmesi önemlidir.
Bir insan sevdiği birine aynı zamanda kızabilir.
Bu iki duygunun birlikte yaşanabilmesi, ilişkiyi zorunlu olarak ortadan kaldırmaz.
Ancak bazı kişiler için bu duygusal ikiliği kabul etmek güç olabilir.
Panik odaklı psikodinamik terapide öfkenin ilişkiyi kaybettireceğine dair korkular ve bunlarla bağlantılı savunmalar bazı hastalarda çalışılabilir.
Yine de bu bağlantının kişide gerçekten bulunup bulunmadığı, önceden kabul edilmemeli; klinik süreç içerisinde araştırılmalıdır.
Panik Atakta Çaresizlik Deneyimi
Panik yaşayan bazı kişiler, atağı yalnızca korkutucu değil, bütünüyle çaresiz bırakıcı bir deneyim olarak tarif eder.
Kişi kendi bedenini kontrol edemediğini hissedebilir.
Nefesini düzenleyemeyeceğini, kalp atışlarını durduramayacağını veya bulunduğu ortamdan ayrılamayacağını düşünebilir.
Bu deneyime yardım alamama korkusu eşlik edebilir.
Örneğin kişi tek başına yolculuk yaparken panik yaşadığında yanında güvenebileceği kimse bulunmadığını düşünebilir.
Başka biri ise evde yalnız kaldığında atak geçirmesi halinde ne yapacağını bilemeyeceğinden korkabilir.
Psikodinamik açıdan bu durum, kişinin güvenlik ve destek deneyimi hakkında sorular ortaya çıkarabilir.
Yalnız kalmak nasıl yaşanmaktadır?
Birine ihtiyaç duymak kişiye ne hissettirmektedir?
Kendisi için önemli bir insanın ulaşılabilir olmaması neden özellikle korkutucu olabilir?
Bu sorular, kişinin kendi yaşam öyküsü içerisinde değerlendirildiğinde anlam kazanabilir.
Ancak çaresizlik hissi panik atağın doğrudan bir parçası da olabilir. Bu duygunun mutlaka erken çocuklukta yaşanmış belirli bir olayın tekrarı olduğunu varsaymak doğru değildir.
Panik Atak ve Bağlanma Deneyimleri
Psikodinamik ve bağlanma temelli yaklaşımlar, erken ilişkisel deneyimlerin kişinin güvenlik ve destek beklentilerinin gelişiminde önemli olabileceğini ileri sürer.
Çocukluk döneminde bakım verenlerle yaşanan ilişkiler, kişinin kendisi ve başkaları hakkındaki beklentilerinin biçimlenmesine katkıda bulunabilir.
Bununla birlikte erken bağlanma deneyimleri ile yetişkinlikteki panik bozukluk arasında basit ve tek yönlü bir nedensellik ilişkisi kurmak doğru değildir.
Panik bozukluğu olan herkesin güvensiz bağlanma deneyimi bulunmaz.
Ayrıca zorlayıcı çocukluk deneyimleri yaşamış herkes panik bozukluk geliştirmez.
Psikodinamik açıdan önemli olan, kişinin bugün başkalarına ne ölçüde güvenebildiği ve zorlandığında nasıl destek aradığıdır.
Örneğin bir kişi yardım istemeyi zayıflık olarak görebilir.
Başka biri kendisini yalnızca belirli bir kişinin yanında güvende hissedebilir.
Bunlar psikoterapide araştırılabilecek ilişkisel örüntülerdir.
Ancak hiçbir örüntü yalnızca panik bozukluk tanısından hareketle varsayılamaz.
Panik Odaklı Psikodinamik Psikoterapi Nedir?
Panik Odaklı Psikodinamik Psikoterapi (Panic-Focused Psychodynamic Psychotherapy, PFPP), panik bozukluğa yönelik geliştirilmiş yapılandırılmış bir psikodinamik tedavi modelidir.
Barbara Milrod, Fredric Busch ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği bu yaklaşım, panik belirtilerinin kişinin duygusal ve ilişkisel deneyimleriyle nasıl bağlantılı olduğunu araştırır.
Klasik PFPP modeli, 12 haftada 24 seans olarak yapılandırılmıştır.
Tedavi sürecinde kişinin panik belirtilerinin ortaya çıktığı koşullar, önemli yaşam olayları, duygusal çatışmaları ve ilişki örüntüleri ele alınır.
Modelde özellikle ayrılık, bağımsızlaşma, öfke, suçluluk ve bağlanma ilişkileri önem taşır.
PFPP’nin temel amacı, kişinin panik deneyimini yalnızca bedensel belirtiler düzeyinde değil, kendi ruhsal dünyası içerisinde anlamlandırabilmesine yardımcı olmaktır.
Ancak bu yaklaşım, bütün panik bozukluk hastalarının aynı çatışmalara sahip olduğunu varsayarak uygulanmamalıdır.
Her hastanın yaşadığı belirtiler, ilişkileri ve psikolojik ihtiyaçları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Panik Odaklı Psikodinamik Psikoterapinin Üç Aşaması
PFPP’nin klasik modelinde tedavi üç temel aşamada ele alınır.
Birinci Aşama: Panik Belirtilerinin Anlamını Araştırmak
İlk aşamada panik belirtilerinin ne zaman başladığı ve hangi olaylarla ilişkili olduğu değerlendirilir.
Kişinin panik yaşadığı dönemlerdeki duygusal deneyimleri araştırılır.
Örneğin panik belirtilerinin başlangıcından önce önemli bir ayrılık, kayıp, ilişki değişikliği veya bağımsızlaşma süreci yaşanmış olabilir.
Ancak terapist bu olayları otomatik olarak paniğin nedeni olarak yorumlamaz.
Önemli olan, olayın kişi için ne anlama geldiğini anlamaktır.
İkinci Aşama: İlişkisel Çatışmalar ve Aktarım
İkinci aşamada kişinin ilişkilerinde tekrarlanan örüntüler, savunmaları ve duygusal çatışmaları üzerinde durulabilir.
Ayrılık korkuları, öfke, bağımlılık ve özerklik temaları bu aşamada önem kazanabilir.
Terapötik ilişkide ortaya çıkan beklentiler ve duygular da çalışmanın parçası olabilir.
Örneğin kişi terapistin kendisini eleştireceğinden, terk edeceğinden veya ihtiyaçlarını önemsemeyeceğinden korkabilir.
Bu duyguların terapi ilişkisinde nasıl ortaya çıktığı, kişinin diğer ilişkilerindeki deneyimlerle birlikte değerlendirilebilir.
Üçüncü Aşama: Terapinin Sonlandırılması
PFPP’de sonlandırma aşaması yalnızca tedavinin bitirilmesi olarak görülmez.
Ayrılık ve bağımsızlaşma temalarının terapi ilişkisinde yeniden ortaya çıkabileceği düşünülür.
Kişi terapiden ayrılmayı, kendi başına devam etmeyi veya destek ilişkisinin değişmesini farklı biçimlerde deneyimleyebilir.
Bu duyguların ele alınması terapötik çalışmanın parçasıdır.
Ancak sonlandırma sırasında ortaya çıkan her kaygının erken ayrılık çatışmalarının tekrarı olarak yorumlanması doğru değildir.
Terapinin sona ermesi, güncel ve gerçek bir ilişkisel değişimdir. Bu değişimin kendisi de kaygı yaratabilir.
Aktarım ve Panik Deneyimi
Psikodinamik psikoterapide aktarım, kişinin önemli ilişkisel beklentilerinin terapötik ilişkide de ortaya çıkabilmesini ifade eder.
Panik yaşayan bir kişi terapisti her zaman ulaşılabilir ve koruyucu bir figür olarak görmek isteyebilir.
Başka biri terapistin ilgisini kaybetmekten korkabilir.
Bir başkası ise terapiste ihtiyaç duymayı rahatsız edici bulabilir.
Bu tür deneyimler, kişinin güvenlik ve bağımlılık temalarıyla nasıl ilişki kurduğunu araştırmaya yardımcı olabilir.
Ancak aktarımın varlığı, panik belirtilerinin mutlaka terapötik ilişkideki çatışmalardan kaynaklandığı anlamına gelmez.
Ayrıca terapistin her duyguyu aktarım olarak yorumlaması, kişinin güncel gerçekliğini gözden kaçırma riski taşıyabilir.
Psikodinamik çalışmada aktarım, hastanın gerçek yaşam koşulları ve terapötik ilişkinin somut özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Panik Atağın Psikodinamik Anlamı Her Hastada Aynı mıdır?
Hayır.
Bir kişide panik belirtileri önemli bir ayrılığın ardından ortaya çıkabilir.
Bir başkasında bedensel duyumlara yönelik yoğun korku daha belirgin olabilir.
Başka bir kişi için sosyal değerlendirilme kaygısı veya kronik stres daha merkezi olabilir.
Panik atağın psikodinamik anlamını araştırırken bu farklılıkları korumak önemlidir.
Aksi halde psikoterapi, kişinin deneyimini anlamak yerine önceden kabul edilmiş bir kuramı doğrulama çabasına dönüşebilir.
Örneğin bütün panik atakları ayrılık kaygısıyla açıklamak, kişinin bedensel duyumlara ilişkin korkularını göz ardı edebilir.
Bütün belirtileri bastırılmış öfkeye bağlamak ise kişinin yaşadığı gerçek ilişkisel stresleri veya tıbbi sorunları yeterince değerlendirmemeye neden olabilir.
İyi bir psikodinamik formülasyon, her hastaya aynı açıklamayı sunmaz; kişinin kendine özgü deneyiminden hareket eder.
Panik Bozuklukta Psikodinamik Psikoterapi Etkili midir?
Panik odaklı psikodinamik psikoterapi üzerine kontrollü araştırmalar yapılmıştır.
Milrod ve çalışma arkadaşlarının 2007 yılında yayımladığı randomize kontrollü araştırma, PFPP’nin panik bozukluk tedavisinde etkili olabileceğine ilişkin bulgular sunmuştur.
Sonraki çalışmalar da bu yaklaşımın araştırılmasına katkıda bulunmuştur.
Ancak psikodinamik psikoterapinin panik bozuklukta bütün diğer tedavi yöntemlerinden üstün olduğu gösterilmiş değildir.
Panik bozukluğun tedavisinde bilişsel davranışçı terapi (BDT), güçlü bilimsel desteğe sahip ve NICE gibi klinik kılavuzlarda önerilen bir yaklaşımdır.
Uygun durumlarda ilaç tedavisi de değerlendirilebilir.
Psikodinamik yaklaşımın olası katkısı, kişinin belirtilerinin duygusal ve ilişkisel anlamlarını araştırabilmesidir.
Bununla birlikte bu katkı, bedensel duyumlara yönelik korkuların veya kaçınma davranışlarının kanıta dayalı yöntemlerle ele alınması gerekliliğini ortadan kaldırmaz.
Tedavi seçimi kişinin klinik durumu, tercihleri, eşlik eden sorunları ve mevcut bilimsel kanıtlar doğrultusunda yapılmalıdır.
Panik Atak Psikodinamik Psikoterapide Nasıl Ele Alınır?
Psikodinamik psikoterapide ilk olarak kişinin yaşadığı panik deneyimi ayrıntılı biçimde anlaşılmaya çalışılır.
Atağın başlangıcı, o sıradaki yaşam koşulları, bedensel duyumlar, düşünceler ve duygular ele alınabilir.
Kişinin panik yaşadığı dönemde önemli ilişkisel değişiklikler olup olmadığı araştırılabilir.
Ancak psikoterapi yalnızca paniğin gizli anlamını bulmaya yönelik bir çalışma değildir.
Kişinin belirtilerinin güvenli biçimde değerlendirilmesi, gerekli tıbbi incelemelerin yapılması ve uygun tedavi seçeneklerinin ele alınması önemlidir.
Terapi sürecinde kişinin korkularını sözcüklere dökmesi, duyguları arasında bağlantılar kurması ve kendi yaşantısını daha ayrıntılı biçimde anlaması desteklenebilir.
Örneğin başlangıçta yalnızca çarpıntısından söz eden biri, zamanla panik sırasında en çok yardım alamamaktan korktuğunu fark edebilir.
Başka bir kişi, belirli yaşam değişikliklerinin kendisinde yarattığı güvensizliği tanımlamaya başlayabilir.
Ancak bu farkındalıkların her zaman panik belirtilerini ortadan kaldıracağı garanti edilemez.
Psikoterapötik çalışmanın hedefleri, kişinin ihtiyaçlarına ve klinik durumuna göre belirlenmelidir.
Psikodinamik yaklaşımın genel ilkelerini Psikodinamik Terapi sayfamızda inceleyebilirsiniz.
Psikodinamik Anlamlandırma ile Klinik Tanı Arasındaki Fark
Panik atağın psikodinamik anlamını araştırmak ile panik bozukluk tanısı koymak farklı klinik işlemlerdir.
Panik bozukluk tanısı; yineleyen beklenmedik panik ataklar, ataklara ilişkin sürekli kaygı veya belirgin davranış değişiklikleri ve ilgili diğer tanısal ölçütler çerçevesinde değerlendirilir.
Psikodinamik formülasyon ise kişinin duygusal yaşamı, ilişkileri, savunmaları ve yaşam öyküsü üzerinden geliştirilir.
Bu iki düzey birbirini tamamlayabilir.
Ancak biri diğerinin yerine geçmez.
Örneğin kişinin panik ataklarının bir ayrılık döneminde başlaması, tek başına panik bozukluk tanısı koydurmaz.
Aynı şekilde panik bozukluk tanısı almak da kişinin bilinçdışı ayrılık çatışması bulunduğunu göstermez.
Klinik değerlendirmenin hem tanısal hem de bireysel boyutları koruması gerekir.
Panik Atak Yaşayan Kişi Ne Zaman Profesyonel Destek Almalı?
Panik ataklar tekrarlıyorsa, yeni atak yaşama korkusu gündelik yaşamı etkiliyorsa veya kişi belirli durumlardan kaçınmaya başladıysa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.
Özellikle kişinin işi, sosyal yaşamı veya bağımsız hareket etme kapasitesi belirgin biçimde etkileniyorsa destek aramak önemlidir.
Panik atağa benzeyen bedensel belirtilerin başka tıbbi nedenleri olabileceği de unutulmamalıdır.
Yeni başlayan veya alışılmıştan farklı seyreden göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma ve benzeri belirtiler uygun tıbbi değerlendirme gerektirebilir.
Şiddetli göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı veya bayılma gibi acil durumlarda gecikmeden acil sağlık hizmetlerine başvurulmalıdır.
Psikoterapinin amacı, kişinin yaşadığı bütün bedensel duyumlara bilinçdışı bir anlam bulmak değildir.
Daha gerçekçi hedef, panik belirtilerinin uygun biçimde değerlendirilmesi, kaygıyla ilişkili güçlüklerin ele alınması ve kişinin yaşamını daha işlevsel biçimde sürdürebilmesine yardımcı olunmasıdır.
Beşiktaş/Balmumcu’da yüz yüze veya uygunluk değerlendirmesine göre online psikoterapi hakkında bilgi almak için İletişim sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Sonuç: Panik Atağın Psikodinamik Anlamı Nasıl Anlaşılır?
Panik atağın psikodinamik anlamı, kişinin yoğun korku ve bedensel uyarılma deneyiminin ruhsal yaşamıyla olası bağlantılarını araştırmayı içerir.
Freud’un kaygı kuramı, tehlike ve çaresizlik deneyimlerini düşünmek açısından tarihsel ve kuramsal bir çerçeve sunar.
Panik Odaklı Psikodinamik Psikoterapi ise ayrılık, özerklik, öfke ve ilişkisel çatışmaların bazı hastaların panik belirtileriyle nasıl bağlantılı olabileceğine odaklanır.
Ancak bu temalar bütün panik atakların ortak ve doğrulanmış nedenleri değildir.
Panik bozukluğun biyolojik, bilişsel ve davranışsal boyutları da klinik değerlendirmede önem taşır.
Psikodinamik psikoterapinin katkısı, kişiyi yalnızca belirtilerden oluşan bir tanı olarak değil, kendine özgü yaşam öyküsü ve duygusal deneyimleri bulunan bir insan olarak ele alabilmesidir.
Panik atağın ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını anlamak önemlidir. Fakat bazı kişiler için, bu korkunun kendi yaşamlarında ne anlama geldiğini araştırmak da psikoterapötik çalışmanın değerli bir parçası olabilir.
Kaynaklar
- Freud, S. (1926). Inhibitions, Symptoms and Anxiety.
- Busch, F. N., Milrod, B. L. ve çalışma arkadaşları — Theory and Technique in Psychodynamic Treatment of Panic Disorder
- Milrod, B. ve ark. (2007) — A Randomized Controlled Clinical Trial of Psychoanalytic Psychotherapy for Panic Disorder
- University College London — Panic-Focused Psychodynamic Psychotherapy Competencies
- American Psychiatric Association — Practice Guideline for the Treatment of Patients With Panic Disorder
- NICE — Generalised Anxiety Disorder and Panic Disorder in Adults: Management
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Klinik tanı, tıbbi değerlendirme veya kişiye özgü tedavi önerisi yerine geçmez.