Depresyon türleri hakkında konuşurken ilk olarak önemli bir ayrım yapmak gerekir: Depresyon herkeste aynı biçimde yaşanmaz. Bir kişi yoğun bir üzüntü ve umutsuzluk yaşarken başka biri daha çok isteksizlik, boşluk ya da hiçbir şeyden zevk alamama hissi yaşayabilir. Bazı depresif dönemler belirgin bir yaşam olayının ardından ortaya çıkarken bazıları daha uzun süreli ve daha sessiz ilerleyebilir.
Klinik sınıflandırmalar depresif tabloları belirtilerin süresi, şiddeti, tekrarlama biçimi ve bazı özel özelliklerine göre birbirinden ayırmaya yardımcı olur. Ancak tanı kategorileri kişinin yaşadığı depresyonun bütününü açıklamaz.
Psikanalitik yaklaşım açısından bu nedenle iki soruyu birlikte tutmak önemlidir:
Kişinin yaşadığı depresif tablo klinik olarak nasıl görünüyor?
ve
Bu depresif yaşantı onun kendi yaşam öyküsü içinde ne anlam taşıyor?
Depresyonun genel özellikleri ve psikoterapi süreci için Depresyon sayfasını inceleyebilirsiniz.
Depresyon Türleri Neye Göre Ayrılır?
Depresyon türleri yalnızca kişinin ne kadar üzgün olduğuna göre belirlenmez.
Klinik değerlendirmede;
- belirtilerin ne kadar süredir devam ettiği,
- belirtilerin şiddeti,
- günlük yaşam üzerindeki etkisi,
- depresif dönemlerin tekrar edip etmediği,
- mevsimsel veya doğumla ilişkili bir örüntü bulunup bulunmadığı,
- psikotik belirtilerin eşlik edip etmediği
gibi özellikler dikkate alınabilir.
Dünya Sağlık Örgütü depresif epizodların belirtilerin sayısı, şiddeti ve işlevsellik üzerindeki etkisine göre hafif, orta veya ağır olarak değerlendirilebildiğini; ayrıca tek epizodlu ve tekrarlayan örüntülerin görülebildiğini belirtmektedir. Dünya Sağlık Örgütü
Bu sınıflandırmalar klinik iletişim açısından önemlidir. Ancak aynı tanıyı alan iki kişinin ruhsal deneyiminin birbirinin aynısı olması beklenmez.
Majör Depresyon Nedir?
Majör depresyon en sık bilinen depresif tablolardan biridir.
Kişide depresif duygudurum veya daha önce ilgi duyduğu etkinliklere yönelik belirgin ilgi ve zevk kaybı ile birlikte başka depresif belirtiler görülebilir. Belirtiler kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini veya çalışma kapasitesini belirgin biçimde etkileyebilir.
NIMH, majör depresyonda depresif duygudurum veya ilgi kaybı gibi belirtilerin çoğu zaman en az iki hafta boyunca devam ettiğini ve günlük işlevselliği etkilediğini belirtmektedir. Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü
Ancak “majör” kelimesi kişinin yaşadığı depresyonun karakterini bütünüyle anlatmaz.
Bir kişi yoğun biçimde ağlayabilir.
Bir diğeri ise:
“Üzgün bile değilim. Sadece hiçbir şey hissetmiyorum.”
diyebilir.
Bir başkası işine gitmeye ve sorumluluklarını yerine getirmeye devam ettiği halde içsel olarak belirgin bir canlılık kaybı yaşayabilir.
Psikanalitik psikoterapide bu nedenle tanının yanında kişinin depresyonu nasıl yaşadığı da önemlidir.
Kalıcı Depresif Bozukluk Nedir?
Bazı depresif tablolar daha az dramatik fakat çok daha uzun süreli olabilir.
Kalıcı depresif bozukluk, geçmişte distimi olarak da adlandırılmıştır. Kişinin depresif belirtileri uzun süre boyunca devam edebilir. NIMH bu tabloda belirtilerin majör depresyona kıyasla daha düşük şiddette olabilmesine rağmen yetişkinlerde genellikle en az iki yıl sürmesiyle karakterize edildiğini belirtmektedir. Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü
Bu uzun süre bazen önemli bir psikolojik sonuç yaratır:
Kişi yaşadığı durumu bir ruhsal güçlük olarak değil, kendi kişiliğinin doğal bir parçası olarak görmeye başlayabilir.
Örneğin:
“Ben zaten hep böyleydim.”
“Hiçbir zaman çok hevesli biri olmadım.”
“Benim yapım karamsar.”
gibi ifadeler duyulabilir.
Uzun süren depresif bir yaşantıyla kişinin kendilik algısı birbirine karışabilir.
Psikoterapide burada önemli sorulardan biri şudur:
Kişinin “Ben böyleyim” dediği şey gerçekten değişmez bir kişilik özelliği midir, yoksa uzun süredir taşıdığı bir ruhsal durum mudur?
Tekrarlayan Depresyon Nedir?
Bazı kişiler yaşamlarında yalnızca bir depresif dönem yaşarken bazı kişilerde depresif dönemler tekrar edebilir.
WHO tekrarlayan depresif bozukluğu, kişinin öyküsünde en az iki depresif epizod bulunması şeklinde tanımlar. Dünya Sağlık Örgütü
Burada psikoterapi açısından yalnızca:
“Depresyon neden tekrar etti?”
sorusu değil,
“Hangi koşullarda tekrar ediyor?”
sorusu da önem kazanır.
Örneğin depresif dönemler sürekli olarak:
- ayrılıklardan sonra,
- başarısızlık hissi ortaya çıktığında,
- önemli yaşam geçişlerinde,
- yakın ilişkilerde hayal kırıklığının ardından,
- yalnızlık dönemlerinde
belirginleşiyor olabilir.
Bu örüntü depresyonun tek nedenini göstermez. Ancak kişinin ruhsal hassasiyetlerinin hangi koşullarda daha görünür hale geldiğini anlamaya yardımcı olabilir.
Mevsimsel Depresyon Nedir?
Bazı kişilerde depresif belirtiler yılın belirli dönemlerinde tekrar eden bir örüntü gösterebilir.
Mevsimsel duygudurum bozukluğu, çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında başlayan ve ilkbahar-yaz döneminde hafifleyen depresif dönemlerle ilişkilidir. Daha nadir olarak yaz döneminde de mevsimsel depresif örüntü görülebilir. Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü
Mevsimsel özellik gösteren depresyonda biyolojik ritimler ve gün ışığındaki değişiklikler önemli olabilir.
Burada da psikolojik olan ile biyolojik olanı birbirinin alternatifi gibi düşünmemek gerekir.
Bir depresif dönemin biyolojik bir mevsimsel örüntü göstermesi, kişinin bu dönemi kendi yaşam öyküsü ve ilişkileri içinde nasıl yaşadığının önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Doğum Öncesi ve Doğum Sonrası Depresyon
Gebelik ve doğum sonrası dönem kişinin hem bedensel hem de ruhsal yaşamında önemli değişiklikler yaratabilir.
Perinatal depresyon, gebelik sırasında veya doğum sonrasında ortaya çıkabilen depresif bir tabloyu ifade eder. NIMH bu dönemde bazı kişilerde belirgin depresif belirtilerin gelişebildiğini belirtmektedir. Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü
Bu dönemi yalnızca hormonal değişikliklerle açıklamak da yalnızca psikolojik süreçlere indirgemek de eksik olabilir.
Doğumla birlikte:
kimlik değişimi,
sorumluluk,
bedensel değişimler,
ebeveynlikle ilgili beklentiler,
kendi ebeveynleriyle ilişkilerin yeniden hatırlanması,
kaybetme korkuları
gibi pek çok ruhsal tema harekete geçebilir.
Özellikle toplumun doğum sonrasını yalnızca mutluluk üzerinden anlatması, kişinin yaşadığı olumsuz duygular karşısında suçluluk hissetmesine de yol açabilir.
“Anne oldum, mutlu olmam gerekiyor.”
düşüncesi bazen kişinin gerçek deneyimiyle çatışabilir.
Psikotik Özelliklerin Eşlik Ettiği Depresyon
Bazı ağır depresif tablolarda sanrılar veya halüsinasyonlar gibi psikotik belirtiler de görülebilir. NIMH bunu ağır depresyonun görülebilen biçimlerinden biri olarak tanımlamaktadır. Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü
Örneğin kişi gerçeklikle örtüşmeyen biçimde kendisinin çok büyük bir suç işlediğine, ailesini mahvettiğine veya geri dönüşü olmayan bir felakete yol açtığına inanabilir.
Bu tür belirtiler sıradan depresif düşüncelerle aynı düzeyde değerlendirilmemelidir.
Psikotik belirtilerin bulunduğu veya kişinin kendisine zarar verme riskinin söz konusu olduğu durumlarda psikiyatrik değerlendirme özellikle önem taşır.
Bipolar Depresyon Bir Depresyon Türü müdür?
Bu konuda internette sıkça kavramsal bir karışıklık görülür.
Bipolar bozuklukta da depresif dönemler ortaya çıkabilir. Ancak bipolar bozukluk, depresif bozukluklardan ayrı bir tanı grubudur.
Kişi depresif dönemlerin yanı sıra mani veya hipomani dönemleri de yaşayabilir. NIMH bipolar I ve bipolar II bozuklukta bu duygudurum değişimlerinin tanının temel parçalarından olduğunu belirtmektedir. Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü
Bu ayrım özellikle önemlidir çünkü depresif belirtilerle başvuran bir kişinin geçmişinde mani veya hipomani dönemlerinin bulunup bulunmadığı klinik değerlendirmeyi ve tedavi planını değiştirebilir.
Dolayısıyla “depresif hissetmek” tek başına depresyon tanısının bütününü belirlemez.
Melankolik Depresyon Nedir?
“Melankoli” sözcüğü hem psikiyatri hem de psikanaliz tarihinde önemli bir yere sahiptir.
Günümüzde melankolik özellikler ayrı bir depresif bozukluk olarak değil, depresif tablonun belirli özelliklerini tarif eden bir klinik belirleyici olarak kullanılır.
Belirgin zevk alamama, kişinin olumlu olaylara karşı duygusal yanıtının azalması, sabah saatlerinde daha ağır belirtiler, erken uyanma, belirgin psikomotor değişiklikler veya yoğun suçluluk gibi özellikler görülebilir.
Psikanalitik tarih açısından ise melankoli özellikle Freud’un 1917 tarihli “Yas ve Melankoli” metniyle önemli hale gelir.
Freud’un dikkat çektiği noktalardan biri şudur:
Yasta dünya yoksullaşmış gibi görünürken melankolide kişinin kendisi yoksullaşmış gibi yaşanabilir.
Bu ayrım bugün depresyonu tek başına açıklayan bir model değildir. Ancak depresyondaki özdeğer kaybını düşünmek açısından önemli bir tarihsel ve kuramsal hat sunar.
“Atipik Depresyon” Ne Anlama Gelir?
“Atipik” sözcüğü burada “çok nadir” veya “garip” anlamına gelmez.
Atipik özellikler de depresyonun ayrı bir hastalığından çok belirli bir klinik görünümü tarif etmek için kullanılabilir.
Bazı kişilerde olumlu olaylar karşısında duygudurum geçici olarak düzelebilir. Bunun yanında fazla uyuma, iştah artışı, bedende ağırlık hissi ve kişilerarası reddedilmeye karşı belirgin hassasiyet gibi özellikler görülebilir.
Bu örnek bize önemli bir şeyi tekrar gösterir:
Depresyon her zaman aynı şekilde görünmez.
Bir kişide iştah azalırken başka bir kişide artabilir. Bir kişi uyuyamazken bir başkası uzun saatler uyuyabilir.
Bu nedenle tek tek belirtileri internet üzerinden karşılaştırarak kişinin kendi tanısını koymaya çalışması yanıltıcı olabilir.
Hafif, Orta ve Ağır Depresyon Ne Demektir?
Depresyon türleri ile depresyonun şiddeti birbirine karıştırılmamalıdır.
Bir depresif epizod belirtilerin sayısı, şiddeti ve kişinin işlevselliği üzerindeki etkisine göre hafif, orta veya ağır olarak değerlendirilebilir. WHO bu ayrımı güncel depresyon çerçevesinde kullanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü
Bu nedenle:
“Majör depresyon = mutlaka çok ağır depresyon”
gibi basit bir denklem kurmak doğru değildir.
Klinik değerlendirmede belirtilerin kişinin çalışmasını, ilişkilerini, öz bakımını ve günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği önemlidir.
Depresyon Türleri Psikanalitik Açıdan Neden Yeterli Değildir?
Tanısal sınıflandırmalar gereklidir.
Bir ruh sağlığı uzmanının belirtileri tanıması, şiddeti değerlendirmesi, riskleri belirlemesi ve gerektiğinde psikiyatrik veya tıbbi değerlendirmeye yönlendirmesi önemlidir.
Ancak tanı bize kişinin neden tam olarak bu şekilde acı çektiğini tek başına söylemez.
Aynı majör depresyon tanısını alan iki kişi düşünelim.
Birinin depresif dönemi önemli bir ayrılığın ardından başlamış olabilir.
Başka biri yıllardır kendi değerini yalnızca başarı üzerinden kurmuş ve kariyerinde yaşadığı bir kırılmanın ardından çökkünleşmiş olabilir.
Bir başka kişi ise açık bir kayıp tarif etmediği halde uzun süredir kendisini değersiz ve anlamsız hissediyor olabilir.
Klinik tanı aynı olabilir.
Ama bu üç insanın ruhsal öyküsü aynı değildir.
Psikanalitik psikoterapi bu nedenle tanının ötesinde kişinin kendine özgü deneyimine bakar.
Depresif Yaşantının Kişiye Özgü Tarafı
Bir kişi için depresyon:
kaybetmenin
etrafında örgütlenebilir.
Bir başkası için:
yetersizliğin.
Bir başkası için:
öfkesini yaşayamayışının.
Bir başkası için ise:
ilişkilerden geri çekilmenin ve yalnızlığın.
Bu nedenle “Hangi depresyon türüne sahibim?” sorusu bazen önemli olsa da psikoterapide başka bir soru daha açılabilir:
“Ben depresyonumu nasıl yaşıyorum?”
Bu soru kişinin belirtilerini küçümsemez. Tam tersine onları kendi yaşamındaki bağlamıyla birlikte anlamaya çalışır.
Depresyonun ortaya çıkışında etkili olabilecek etkenleri daha ayrıntılı incelemek için Depresyonun Nedenleri Nelerdir? yazısını okuyabilirsiniz.
Depresyon Türleri Tedaviyi Değiştirir mi?
Depresif tablonun türü, şiddeti, süresi, kişinin geçmiş psikiyatrik öyküsü, eşlik eden başka sağlık sorunları ve bireysel ihtiyaçları tedavi planlamasında önemlidir.
Bazı kişiler için psikoterapi ön planda olabilirken bazı durumlarda psikiyatrik değerlendirme ve ilaç tedavisi de gündeme gelebilir. WHO psikolojik tedavilerin depresyon için etkili olduğunu, orta ve ağır depresyonda gerektiğinde ilaç tedavisiyle birlikte kullanılabileceğini belirtmektedir. Dünya Sağlık Örgütü
Psikodinamik psikoterapide ise depresif belirtilerin yanı sıra:
- kayıp deneyimleri,
- özdeğer,
- kişinin kendisine yönelik eleştirisi,
- ilişkilerde tekrar eden örüntüler,
- suçluluk,
- öfke,
- yakınlık ve geri çekilme biçimleri
de birlikte düşünülebilir.
Psikoterapide nasıl çalıştığıma ilişkin daha ayrıntılı bilgi için Yaklaşımım sayfasını inceleyebilirsiniz.
Sonuç: Her Depresyon Aynı Değildir
Depresyon türleri, depresif tablolar arasındaki klinik farklılıkları anlamamıza yardımcı olur. Majör depresyon, kalıcı depresif bozukluk, mevsimsel özellik gösteren depresyon ve perinatal depresyon gibi farklı örüntüler bulunabilir. Bazı depresif dönemlerde melankolik, atipik veya psikotik özellikler de görülebilir.
Bununla birlikte bir tanı adı kişinin ruhsal deneyiminin tamamı değildir.
Psikanalitik açıdan önemli olan yalnızca depresyonun hangi kategoriye girdiğini belirlemek değil; kişinin kayıplarının, ilişkilerinin, özdeğerinin ve içsel çatışmalarının yaşadığı depresif durumla nasıl ilişkilendiğini de anlamaktır.
Bazen tanı bize ne yaşandığını tarif eder.
Psikoterapi ise bunun yanında:
“Bu neden bu kişi için, bu zamanda ve bu biçimde ortaya çıktı?”
sorusunu düşünmeye alan açar.
Depresyon hakkında genel ve kapsamlı bilgi için Depresyon sayfasını inceleyebilirsiniz.
Kaynakça
Freud, S. (1917). Mourning and Melancholia.
McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process.
World Health Organization – Depressive Disorder (Depression) Dünya Sağlık Örgütü
National Institute of Mental Health – Depression Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü
National Institute of Mental Health – Seasonal Affective Disorder Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü