Depresyonun Nedenleri Nelerdir? Depresyon Neden Ortaya Çıkar?

Orhan Taruk Depresyon

Depresyonun nedenleri tek bir başlık altında açıklanamaz. Bazı insanlar belirgin bir kayıp, ayrılık ya da zorlayıcı yaşam olayı sonrasında depresif bir döneme girerken, bazı kişiler hayatlarında dışarıdan bakıldığında büyük bir sorun olmadığı halde kendilerini giderek daha isteksiz, umutsuz ya da değersiz hissedebilir.

Bu nedenle “Depresyon neden olur?” sorusunun tek ve basit bir cevabı yoktur. Depresyon; biyolojik yatkınlıkların, yaşam koşullarının, ilişkisel deneyimlerin, kayıpların, travmatik yaşantıların ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin farklı biçimlerde bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilir.

Depresyonun belirtileri, farklı görünüm biçimleri ve psikoterapi süreci hakkında daha genel bir çerçeve için Depresyon sayfasını inceleyebilirsiniz.

Psikanalitik yaklaşım ise bu genel çerçeveye başka bir soru daha ekler:

Yaşanan şey kişi için ne anlama gelmiştir?

Çünkü aynı olayı yaşayan iki insanın aynı biçimde etkilenmemesi, ruhsal deneyimin yalnızca olayın kendisiyle açıklanamayacağını gösterir.

Depresyonun Tek Bir Nedeni Var mı?

Hayır.

Depresyonun nedenleri yalnızca çocukluk deneyimleri, yalnızca biyolojik faktörler ya da yalnızca güncel stres üzerinden açıklanamaz. Çoğu zaman farklı etkenler birbirleriyle etkileşim halindedir.

Genetik yatkınlıklar, bedensel süreçler, yaşam koşulları, kişinin ilişkileri, geçmiş deneyimleri ve içinde bulunduğu dönem birlikte düşünülebilir.

World Health Organization, depresyonun sosyal, psikolojik ve biyolojik etkenlerin karmaşık etkileşimiyle ilişkili olduğunu belirtmektedir. National Institute of Mental Health de genetik, biyolojik, çevresel ve psikolojik faktörlerin depresyonun gelişiminde rol oynayabileceğini ifade eder.

Bu nedenle daha doğru soru çoğu zaman:

“Depresyonun gerçek nedeni nedir?”

değil,

“Bu kişinin yaşamında hangi etkenler bir araya gelerek depresif bir sürecin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış olabilir?”

sorusudur.

Psikoterapi açısından bu ayrım önemlidir. Çünkü amaç tek bir neden bulup onu işaretlemek değil, kişinin ruhsal yaşamındaki bağlantıları anlamaktır.

Kayıplar Depresyona Neden Olabilir mi?

Kayıp, depresif yaşantıyı anlamada önemli bir temadır.

Buradaki kayıp yalnızca bir ölüm değildir. Ayrılık, boşanma, iş kaybı, taşınma, emeklilik, sağlık kaybı ya da kişinin yaşamında önemli bir dönemin sona ermesi de ruhsal açıdan kayıp olarak yaşanabilir.

Ancak psikanalitik açıdan kayıp yalnızca dışarıdaki bir kişinin ya da durumun kaybı değildir.

Bazen insan bir ilişkiyi kaybettiğinde yalnızca karşısındaki kişiyi kaybetmez. O ilişki içinde nasıl biri olduğunu, kendisini nasıl hissettiğini ya da geleceğe dair kurduğu bir tasarımı da kaybedebilir.

Örneğin:

“Onun yanında kendimi değerli hissediyordum.”

“Bu iş bana kim olduğumu hissettiriyordu.”

“Bu gelecek planı hayatıma yön veriyordu.”

gibi deneyimler, kaybın neden yalnızca dış dünyadaki bir değişiklik olmadığını gösterir.

Bu nedenle bazı durumlarda depresyonun nedenleri arasında kaybın kişinin kendilik algısında yarattığı değişim de önemli bir yer tutabilir.

Depresyon ve Özdeğer Arasındaki İlişki

Depresyonda yalnızca dünyaya ilişkin umut azalmaz. Kişinin kendisine ilişkin değerlendirmeleri de ağırlaşabilir.

Şu düşünceler daha sık ortaya çıkabilir:

“Yetersizim.”

“Hiçbir şeyi beceremiyorum.”

“Benim yüzümden oldu.”

“Herkes ilerliyor, ben geride kaldım.”

Burada dikkat çekici olan, kişinin yalnızca bir konuda başarısız olduğunu düşünmesi değil, bu deneyimi bütün benliğine yayabilmesidir.

“Bu işte başarısız oldum.”

ile

“Ben başarısız biriyim.”

aynı şey değildir.

Psikanalitik açıdan depresif süreçlerde kişinin içsel eleştirisinin sertleşmesi önemlidir. Kişi kendi içinde sürekli değerlendiren, eleştiren ve yetersiz bulan bir konumla karşı karşıya kalabilir.

Bu noktada şu soru anlamlı hale gelir:

Kişi kendisine karşı bu kadar sert olmayı nerede ve nasıl öğrenmiştir?

Sevginin, kabulün veya takdirin başarıya bağlı yaşandığı ilişkisel ortamlarda büyüyen kişiler için hata yapmak yalnızca bir başarısızlık değil, değer kaybı gibi hissedilebilir.

Çocukluk Yaşantıları Depresyonun Nedenleri Arasında Yer Alabilir mi?

Erken ilişkiler, kişinin hem kendisi hem de başkaları hakkında geliştirdiği temel beklentilerin oluşmasında rol oynar.

Çocuk zaman içinde açıkça düşünmese bile şu tür sorulara yanıtlar geliştirir:

“İhtiyacım olduğunda biri yanımda olur mu?”

“Sevilmek için nasıl biri olmam gerekir?”

“Hata yaptığımda hâlâ sevilebilir miyim?”

“Öfkelendiğimde ilişki devam eder mi?”

“Üzüldüğümde biri bunu taşıyabilir mi?”

Bu soruların cevapları ilerleyen yaşamda kişinin özdeğeri ve ilişkileri üzerinde etkili olabilir.

Örneğin sevginin başarıyla ilişkilendirildiği bir ortamda büyüyen kişi, yetişkin yaşamında kendi değerini üretkenlik üzerinden kurabilir.

Bir başarısızlık yaşadığında yalnızca yaptığı işle ilgili hayal kırıklığı yaşamaz; kendisini bütünüyle yetersiz hissedebilir.

Bu durum her zaman depresyona yol açmaz. Ancak bazı kişilerde kırılgan bir özdeğer yapısı, depresif yaşantının gelişmesine zemin hazırlayabilir.

Depresyon ve Bastırılmış Öfke

Depresyon genellikle üzüntüyle özdeşleştirilir. Oysa bazı depresif süreçlerde öfke de önemli bir yer tutabilir.

İnsan her zaman öfkesini kolaylıkla yaşayamaz.

Kimi ilişkilerde kişi şunları düşünebilir:

“Öfkelenirsem beni bırakır.”

“Karşı çıkarsam ilişki bozulur.”

“Bunu söylersem kötü biri olurum.”

Bu durumda öfkenin doğrudan yaşanması veya ifade edilmesi güçleşebilir.

Psikanalitik düşüncede önemli temalardan biri, dışarıya yöneltilemeyen saldırganlığın kişinin kendisine dönebilmesidir.

Örneğin yoğun bir hayal kırıklığının ardından kişi:

“Bana bunu nasıl yaptı?”

demek yerine,

“Ben zaten sevilmeye değer biri değilim.”

diye düşünebilir.

Böylece dışarıdaki ilişkiye ait olabilecek bir çatışma, kişinin kendisine yönelttiği suçlama ve değersizleştirme biçiminde devam edebilir.

Bu, her depresyonun altında bastırılmış öfke bulunduğu anlamına gelmez. Ancak bazı kişilerde öfkenin nasıl yaşandığını anlamak depresif sürecin anlaşılmasında önemli olabilir.

Travmatik Yaşantılar ve Depresyon

Travmatik yaşantılar da depresyonun nedenleri arasında değerlendirilebilecek önemli etkenlerden biridir.

Şiddet, istismar, ağır kayıplar, kazalar, afetler ya da kişinin kendisini yoğun biçimde çaresiz hissettiği deneyimler sonrasında depresif belirtiler ortaya çıkabilir.

Travmanın etkisi yalnızca olay sırasında yaşanan korkuyla sınırlı değildir.

Travmatik deneyimler kişinin:

  • güven duygusunu,
  • başkalarına yaklaşma biçimini,
  • bedeniyle ilişkisini,
  • gelecek tasarımını,
  • kendi yaşamı üzerindeki kontrol hissini

etkileyebilir.

Kişi zaman içinde dünyayı daha güvensiz, ilişkileri daha kırılgan ve geleceği daha belirsiz yaşamaya başlayabilir.

Bu nedenle travma ile depresyon arasındaki ilişki bazen olaydan uzun süre sonra bile görünür hale gelebilir.

Bu konuyu ilerleyen içeriklerde Depresyon ve Travma başlığı altında daha ayrıntılı ele alacağız.

Depresyon ve İlişkiler

İlişkiler depresif yaşantının hem ortaya çıkışında hem de sürmesinde etkili olabilir.

Sürekli reddedilme, eleştirilme, değersizleştirilme veya duygusal olarak görülmeme deneyimleri kişinin kendilik algısını etkileyebilir.

Ancak ilişki ile depresyon arasındaki ilişki tek yönlü değildir.

Depresyon başladıktan sonra kişi de ilişkilerinden geri çekilebilir. Telefonlara cevap vermek, arkadaşlarla görüşmek veya partneriyle iletişim kurmak giderek daha yorucu hale gelebilir.

Böylece şu döngü oluşabilir:

geri çekilme → yalnızlık → anlam kaybı → daha fazla geri çekilme

Dolayısıyla depresyon ve ilişkisel sorunları her zaman birbirinden tamamen ayrı düşünmek mümkün değildir.

İş Hayatı Depresyonla Nasıl İlişkili Olabilir?

İş yalnızca para kazanılan bir alan değildir.

Birçok insan için aynı zamanda:

  • başarılı olmanın,
  • değerli hissetmenin,
  • kimlik kazanmanın,
  • takdir edilmenin,
  • hayatta bir yere sahip olduğunu hissetmenin

önemli yollarından biridir.

Bu nedenle iş kaybı, iş yerindeki çatışmalar, uzun süreli stres veya mesleki başarısızlık bazı kişiler için yalnızca profesyonel bir sorun olmayabilir.

Özellikle kişinin özdeğeri büyük ölçüde üretkenlik üzerine kurulmuşsa iş hayatındaki bir kırılma:

“İşim kötü gidiyor.”

deneyiminden,

“Ben artık değerli değilim.”

deneyimine dönüşebilir.

Bu noktada iş yaşamı ile depresyon arasındaki ilişki daha anlaşılır hale gelir.

Biyolojik Etkenlerin Rolü

Psikanalitik yaklaşım depresyonun biyolojik boyutunu dışlamaz.

Genetik yatkınlıklar, nörobiyolojik süreçler, bedensel hastalıklar, hormonal değişimler ve bazı tıbbi durumlar depresif belirtilerle ilişkili olabilir.

Dolayısıyla depresyonun nedenleri hakkında konuşurken yalnızca psikolojik açıklamalar yapmak da yeterli değildir.

Ruhsal yaşam ile beden birbirinden bütünüyle ayrı iki sistem değildir.

Bu nedenle bazı durumlarda psikiyatrik veya tıbbi değerlendirme gerekli olabilir. Özellikle belirtilerin yoğunluğu, kişinin işlevselliğindeki belirgin düşüş veya başka sağlık sorunlarının bulunması durumunda kapsamlı bir değerlendirme önem taşır.

Depresyonun biyolojik ve psikolojik etkenlerine ilişkin genel bilgi için NIMH – Depression sayfası incelenebilir.

Neden Aynı Olay Herkesi Aynı Şekilde Etkilemez?

Çünkü olayın büyüklüğü ile olayın ruhsal anlamı aynı şey değildir.

Örneğin işini kaybetmek bir kişi için öncelikle ekonomik bir sorun olabilirken, başka biri için:

başarısızlık,

terk edilme,

değersizlik,

ailesini hayal kırıklığına uğratma

veya kimliğinin önemli bir parçasını kaybetme

anlamına gelebilir.

Benzer biçimde bir ayrılık, bir kişi için ilişkinin sona ermesi anlamına gelirken başka biri için “bir daha kimse beni sevmeyecek” düşüncesini harekete geçirebilir.

Psikodinamik yaklaşımın üzerinde durduğu önemli noktalardan biri tam olarak budur:

Olay kadar, olayın kişinin iç dünyasında neye temas ettiği de önemlidir.

Psikoterapide Depresyonun Nedenleri Nasıl Ele Alınır?

Psikoterapide amaç çoğu zaman kişinin depresyonuna tek bir açıklama bulmak değildir.

Bunun yerine zaman içinde şu alanlar birlikte düşünülebilir:

  • depresif dönemin hangi koşullarda başladığı,
  • hangi kayıpların yaşandığı,
  • ilişkilerde tekrar eden örüntüler,
  • kişinin kendisini nasıl değerlendirdiği,
  • öfke ve suçlulukla nasıl ilişki kurduğu,
  • hangi durumlarda geri çekildiği,
  • kendisinden ne beklediği.

Psikoterapi, “Neden böyleyim?” sorusuna hızlı ve hazır bir yanıt vermek yerine kişinin kendi deneyimindeki bağlantıları giderek daha görünür hale getirebilir.

Bu süreçte kişi bazı duyguların neden bu kadar zor olduğunu, bazı ilişkilerin neden sürekli benzer biçimde yaşandığını ya da kendisine yönelik eleştirisinin neden bu kadar sertleştiğini fark etmeye başlayabilir.

Psikodinamik psikoterapi açısından anlamlandırma, belirtinin yalnızca ortadan kaldırılmasından farklı bir süreçtir.

Amaç kişinin yaşadığı depresif durumla ilgili daha geniş bir ruhsal anlayış geliştirebilmesidir.

Psikoterapi yaklaşımım hakkında daha ayrıntılı bilgi için Yaklaşımım sayfasını inceleyebilirsiniz.

Depresyonun Nedeni Her Zaman Bulunabilir mi?

Hayır.

Bazen depresif bir dönem belirgin bir olayın ardından başlar.

Bazen ise kişi şöyle diyebilir:

“Hayatımda kötü giden belirgin bir şey yok ama iyi hissetmiyorum.”

Bu durumda depresyonun “nedensiz” olduğunu söylemek doğru olmayabilir.

Bazı ruhsal süreçler kişi için başlangıçta açık değildir.

Fark edilmemiş bir yas, uzun süredir taşınan bir hayal kırıklığı, kişinin kendisine yönelik yıllardır süren sertliği ya da tekrar eden ilişki biçimleri ancak zaman içinde görünür hale gelebilir.

Psikoterapi bu bağlantıların acele etmeden düşünülmesine imkân verebilir.

Depresyonun Nedenlerini Anlamak Neden Önemlidir?

Depresyonun nedenleri üzerine düşünmek, yalnızca “Bu nasıl başladı?” sorusuna cevap vermek anlamına gelmez.

Aynı zamanda kişinin neden bazı kayıplardan diğerlerinden daha fazla etkilendiğini, neden kendisine bu kadar sert davranabildiğini veya bazı ilişki deneyimlerinin neden uzun süre ruhsal etkisini koruduğunu anlamaya çalışmak anlamına gelir.

Burada amaç geçmişte tek bir olay bulup:

“Her şey bunun yüzünden.”

demek değildir.

Daha çok kişinin:

  • neden bazı kayıplardan çok etkilendiğini,
  • neden kendisine bu kadar sert davrandığını,
  • neden bazı ilişkilerden sonra çökkünleştiğini,
  • neden öfkesini ifade etmekte zorlandığını,
  • hangi koşullarda dünyadan geri çekildiğini

düşünebilmesidir.

Bu tür bir anlayış, kişinin kendi ruhsal yaşamıyla daha farklı bir ilişki kurmasının başlangıcı olabilir.

Sonuç

Depresyonun nedenleri çoğu zaman tek bir etkene indirgenemez.

Biyolojik yatkınlıklar, yaşam koşulları, çocukluk deneyimleri, ilişkiler, kayıplar, travmatik yaşantılar, özdeğer sorunları ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişki farklı biçimlerde bir araya gelebilir.

Psikanalitik yaklaşım bu tabloya özellikle şu soruyu ekler:

Yaşananların kişinin iç dünyasındaki anlamı nedir?

Bu nedenle depresyonla çalışırken yalnızca “Belirti nasıl ortadan kalkar?” sorusu değil, “Bu ruhsal durum kişinin yaşamında nasıl oluştu ve ne anlatıyor olabilir?” sorusu da önem kazanır.

Depresyonun belirtileri, görünüm biçimleri ve psikoterapi süreci hakkında daha kapsamlı bilgi için Depresyon sayfasını inceleyebilirsiniz.

Kaynakça

Freud, S. (1917). Mourning and Melancholia.

McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process.

World Health Organization – Depressive Disorder (Depression)

National Institute of Mental Health – Depression

American Psychiatric Association