Bir insan panik atak sırasında yalnızca bedensel belirtiler yaşamaz. Bazen kendi zihninin ve davranışlarının denetimini kaybettiğini hissedebilir.
Düşünceleri hızlanır, çevresi yabancılaşır, bedeni kendisine ait değilmiş gibi gelebilir. Yaşadığı yoğun korkuyu anlamlandırmakta zorlanırken zihninde başka bir düşünce belirir:
“Ya aklımı kaybediyorsam?”
Bazı kişiler bu deneyimi çıldırma korkusu olarak tanımlar. Başkaları ise kendilerini kontrol edemeyeceklerinden, istemedikleri bir davranışta bulunacaklarından veya gerçeklikle bağlantılarını kaybedeceklerinden endişelenir.
Bu korkular son derece sarsıcı yaşanabilir.
Panik atakta kontrolü kaybetme korkusu, kişinin yoğun kaygı sırasında kendi bedensel, zihinsel veya davranışsal süreçlerini denetleyemeyeceğini düşünmesiyle ilişkili bir deneyimdir.
Ancak kontrolü kaybedeceğini hissetmek ile gerçekten kontrolünü kaybetmek aynı şey değildir. Benzer şekilde aklını yitireceğinden korkmak, kişinin psikoz geliştirdiği anlamına gelmez.
Peki panik sırasında bu korku neden ortaya çıkar? Çevrenin veya kişinin kendisinin gerçekdışı hissedilmesi ne anlama gelir? Psikodinamik açıdan kontrol kaybı ve çaresizlik nasıl ele alınabilir?
Panik Atakta Kontrolü Kaybetme Korkusu Nedir?
Panik atak, aniden başlayan ve kısa sürede yoğunlaşabilen korku veya rahatsızlık deneyimidir.
Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, baş dönmesi ve göğüste sıkışma gibi bedensel belirtiler görülebilir.
Ancak panik atak yalnızca bedensel bir alarm hali değildir.
Kişi ölüm korkusu, kendisini denetleyememe, gerçekdışılık veya aklını yitirme korkusu da yaşayabilir.
Örneğin kişi yoğun panik sırasında bulunduğu ortamdan bağırarak kaçacağını, kendisini kontrol edemeyeceğini veya davranışlarına hâkim olamayacağını düşünebilir.
Bazen ise asıl korku, zihinsel bütünlüğünü kaybetmekle ilgilidir.
“Ya düşüncelerimi kontrol edemezsem?”
“Ya kendimde değilsem?”
“Ya bu durum hiç geçmezse?”
Bu düşünceler korkuyu daha da yoğunlaştırabilir.
Panik atakta önemli olan, kişinin yalnızca ne hissettiği değil, yaşadığı değişiklikleri nasıl yorumladığıdır.
Panik belirtilerinin genel özelliklerini ve panik bozuklukla ilişkisini Panik Bozukluk sayfamızda ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.
Panik Atakta Çıldırma Korkusu Neden Yaşanır?
Çıldırma korkusu, panik atağın tanımlanmış bilişsel belirtilerinden biridir.
Ancak çıldırma klinik açıdan kesin bir tanım değildir. İnsanlar bu sözcüğü farklı deneyimleri anlatmak için kullanabilir.
Bazı kişiler için çıldırmak, düşüncelerinin denetimini kaybetmek anlamına gelir.
Başka biri için kendisine veya çevresine yabancılaşmak, davranışlarını yönetememek ya da gerçekliği algılayamamak anlamına gelebilir.
Panik sırasında kişinin bedensel uyarılmasının yoğunlaşması ve alışılmadık algısal deneyimler yaşaması, bu korkuları tetikleyebilir.
Örneğin kişi çevresini bir anda uzak veya gerçekdışı hissettiğinde, zihninde ciddi bir sorun başladığını düşünebilir.
Bu yorum korkuyu artırabilir.
Artan korku, kişinin bedensel ve zihinsel deneyimlerini daha dikkatli izlemesine neden olabilir.
Böylece panik atağın kendisi kadar, panik sırasında yaşanan belirtilere yüklenen anlamlar da sıkıntıyı artırabilir.
Panik sırasında aklını yitireceğini düşünmek, tek başına kişinin gerçeklikle bağlantısını kaybettiğini göstermez.
Ancak bu ayrımın doğru yapılabilmesi için belirtilerin bütün klinik bağlamı içinde değerlendirilmesi gerekir.
Panik Atakta Kontrolü Kaybetme Korkusu Nasıl Bir Döngü Oluşturur?
Kontrol kaybı korkusu bazı kişilerde panik belirtilerini sürdüren bir döngünün parçası olabilir.
Önce kişi yoğun bir bedensel veya zihinsel değişiklik fark eder.
Örneğin başı dönebilir, nefesi değişebilir veya çevresi yabancılaşmış gibi hissedilebilir.
Ardından bu yaşantıyı zihinsel kontrolünü kaybettiğinin işareti olarak yorumlayabilir.
“Kendimde değilim.”
“Birazdan ne yaptığımı bilemeyeceğim.”
“Aklımı kaybediyorum.”
Bu yorum korkuyu artırabilir.
Korku yoğunlaştıkça kişi kendi zihinsel durumunu daha dikkatli kontrol etmeye başlayabilir.
Düşüncelerini, algılarını ve bedenini sürekli izlemek, normalde kendiliğinden gerçekleşen süreçleri daha yabancı ve alışılmadık hissettirebilir.
Böylece bir döngü ortaya çıkabilir:
Alışılmadık duyum → Kontrol kaybı yorumu → Yoğun korku → Kendini sürekli izleme → Artan yabancılaşma ve kaygı
Bu model her panik atağı açıklamaz. Ancak kontrol kaybı korkusunun bazı kişilerde nasıl sürdürülebildiğini anlamaya yardımcı olur.
Depersonalizasyon Nedir?
Depersonalizasyon, kişinin kendi bedeni, düşünceleri, duyguları veya kendilik deneyiminden kopmuş gibi hissetmesini ifade eder.
Kişi kendisini dışarıdan izliyormuş gibi hissedebilir.
Bazen hareketleri otomatikleşmiş gibi gelebilir. Kendi sesini, bedenini veya duygularını alışılmadık biçimde deneyimleyebilir.
Örneğin bir insan panik sırasında şöyle hissedebilir:
“Sanki kendimi dışarıdan izliyorum.”
“Bedenim bana ait değilmiş gibi.”
“Ben hareket ediyorum ama kendim gibi hissetmiyorum.”
Bu deneyimler son derece korkutucu olabilir.
Ancak depersonalizasyonda kişi çoğu zaman yaşadığı deneyimin alışılmadık veya gerçeklikle uyumsuz bir his olduğunun farkındadır.
Örneğin kendisini dışarıdan izliyormuş gibi hissetse de bunun gerçek anlamda bedeninden ayrıldığı anlamına gelmediğini bilebilir.
Bu özellik, gerçeklik değerlendirmesinin korunması açısından önemlidir.
Depersonalizasyon panik atak sırasında görülebilir. Ancak yalnızca panik bozukluğa özgü değildir.
Başka ruhsal durumlarda, yoğun stres dönemlerinde veya çeşitli tıbbi ve maddeyle ilişkili durumlarda da ortaya çıkabilir.
Dolayısıyla depersonalizasyon yaşamak, otomatik olarak panik bozukluk tanısı koydurmaz.
Derealizasyon Nedir?
Derealizasyon, kişinin çevresini gerçekdışı, yabancı, uzak veya alışılmadık biçimde deneyimlemesidir.
Örneğin çevre bir film sahnesi gibi görünebilir.
İnsanlar ve nesneler sanki camın arkasındaymış gibi hissedilebilir.
Kişi bulunduğu mekânı tanımasına rağmen ortamın kendisine yabancı geldiğini söyleyebilir.
“Her şey rüya gibi.”
“Çevrem gerçek değilmiş gibi hissediyorum.”
“Sanki dünyayla aramda bir perde var.”
Bu deneyimler panik sırasında yoğun korku yaratabilir.
Çünkü kişi alışıldık gerçeklik hissindeki değişimi zihinsel bir bozulmanın işareti olarak yorumlayabilir.
Ancak derealizasyonda da çoğu zaman gerçeklik değerlendirmesi korunur.
Kişi çevresinin gerçekten bir rüyaya dönüşmediğini bilir; buna rağmen öyle hisseder.
Bu ayrım önemlidir.
Bir şeyin gerçekdışı hissedilmesi ile kişinin o şeyin gerçekten var olmadığına kesin biçimde inanması aynı deneyim değildir.
Bununla birlikte derealizasyonun bütün nedenleri panik atakla açıklanamaz. Özellikle yeni başlayan, uzun süren veya başka belirtilerle birlikte görülen durumlarda klinik değerlendirme gerekir.
Depersonalizasyon ve Derealizasyon Arasındaki Fark
Depersonalizasyon ve derealizasyon birbirine yakın fakat farklı deneyimlerdir.
Depersonalizasyonda yabancılaşma daha çok kişinin kendisine yöneliktir.
Kişi kendi bedenini, düşüncelerini veya duygularını uzak hissedebilir.
Derealizasyonda ise yabancılaşma çevreye yöneliktir.
Kişi bulunduğu ortamı veya çevresindeki insanları gerçekdışı algılıyormuş gibi hissedebilir.
İki deneyim aynı anda ortaya çıkabilir.
Örneğin kişi hem kendisine hem de çevresine yabancılaşmış hissedebilir.
Panik atak sırasında bu yaşantılar görülebilir; ancak sürekli veya tekrarlayıcı depersonalizasyon ve derealizasyon deneyimleri ayrıca değerlendirilmesi gereken başka klinik durumlarla da ilişkili olabilir.
Bu nedenle her depersonalizasyon veya derealizasyon deneyimini panik bozukluğun belirtisi olarak açıklamamak gerekir.
Panik Atakta Çıldırma Korkusu Psikoz Anlamına Gelir mi?
Panik atakta çıldırma korkusu yaşamak ile psikoz geliştirmek aynı şey değildir.
Psikoz, gerçeklik değerlendirmesinde önemli bozulmaların bulunabildiği klinik durumları ifade eder.
Sanrılar, varsanılar veya düşünce ve davranışlarda belirgin düzensizlik gibi belirtiler söz konusu olabilir.
Panik atakta ise kişi yoğun biçimde aklını kaybedeceğinden korkabilir. Ancak bu korku kendi başına psikotik bir belirti değildir.
Örneğin panik sırasında çevresini gerçekdışı hisseden kişi, bunun kendisine tuhaf gelen bir algısal deneyim olduğunun farkında olabilir.
Bununla birlikte yalnızca bu açıklamadan hareketle herhangi bir kişide psikoz bulunmadığı sonucuna ulaşılamaz.
Gerçeklik değerlendirmesinde belirgin değişiklik, yeni başlayan varsanılar, ciddi bilinç bulanıklığı veya ağır davranış değişiklikleri varsa uygun tıbbi ve psikiyatrik değerlendirme gerekir.
Önemli olan kişinin yaşadığı korkuya tanı koymak değil, korkunun hangi klinik belirtilerle birlikte ortaya çıktığını değerlendirmektir.
Panik Atakta İnsan Gerçekten Kontrolünü Kaybeder mi?
Panik atak sırasında kontrol kaybı hissi oldukça yoğun olabilir.
Kişi bayılacağını, bağıracağını, kaçacağını veya davranışlarını yönetemeyeceğini düşünebilir.
Ancak yoğun korku yaşamak, bu sonuçların mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Örneğin kişi panik sırasında ayağa kalkıp bulunduğu yerden ayrılmak isteyebilir.
Bu davranış, her zaman davranışsal kontrolün bütünüyle kaybedildiğini göstermez.
Bazen kişi yoğun korku nedeniyle ortamdan uzaklaşmayı tercih eder.
Başka bir durumda ise korkusuna rağmen bulunduğu yerde kalabilir.
Bu nedenle kontrol kaybı hissi ile davranışsal kontrolün gerçekten bozulması arasında ayrım yapılmalıdır.
Öte yandan bayılma, bilinç değişikliği, nöbet veya başka ciddi belirtiler panik atağa bağlanarak geçiştirilmemelidir.
Özellikle alışılmadık belirtilerde tıbbi değerlendirme önemlidir.
Kişi Neden Kendi Zihnini Sürekli Kontrol Etmeye Başlar?
Panik sırasında aklını yitireceğinden korkan kişi, atak sonrasında düşüncelerini ve algılarını sürekli kontrol etmeye başlayabilir.
Kendisine tekrar tekrar şu soruları sorabilir:
Normal düşünüyor muyum?
Çevremi eskisi gibi hissediyor muyum?
Bu düşünceyi neden düşündüm?
Ya yeniden kendime yabancılaşırsam?
Bu tür öz-izleme, başlangıçta kişinin güvence arama çabasıyla ilişkili olabilir.
Ancak bazı durumlarda dikkat sürekli zihinsel süreçlere yöneldiğinde, olağan deneyimler bile alışılmadık veya tehdit edici görünebilir.
Örneğin kişi sürekli gerçeklik hissini kontrol etmeye çalıştığında, çevreye yönelik doğal dikkatini sürdürmekte zorlanabilir.
Bu durum kaygıyı güçlendirebilir.
Burada önemli olan düşüncelerin tamamen kontrol edilmesini sağlamak değildir.
Daha çok kişinin düşünce ve algılarındaki her değişikliği ciddi bir tehlikenin kanıtı olarak değerlendirme eğiliminin anlaşılmasıdır.
Ancak yoğun öz-izleme her kişide aynı nedenle gelişmez.
Klinik değerlendirmede belirtilerin süresi, bağlamı ve başka ruhsal durumlarla ilişkisi de incelenmelidir.
Psikanalitik Açıdan Kontrolü Kaybetme Korkusu
Psikanalitik yaklaşımda kaygı, kişinin yalnızca dış dünyadaki tehlikelere verdiği tepki olarak ele alınmaz.
Kişinin kendi içsel yaşantıları karşısında ne ölçüde güvende hissettiği de önemlidir.
Freud’un 1926 tarihli Ketlenmeler, Belirtiler ve Kaygı adlı çalışmasında kaygı, benliğin tehlike karşısında verdiği bir sinyal olarak kavramsallaştırılmıştır.
Bu kuramsal yaklaşımda tehlike yalnızca dışarıdan gelmez.
Kayıp, çaresizlik ve kişinin baş etmekte zorlandığı içsel deneyimler de ruhsal açıdan tehdit edici yaşanabilir.
Panik atakta kontrolü kaybetme korkusunu bu çerçevede düşündüğümüzde, bazı kişilerin kendi duygularının ve bedensel tepkilerinin yoğunluğu karşısında ne kadar çaresiz hissettiği araştırılabilir.
Örneğin kişi için bir başkasından yardım istemek son derece zor olabilir.
Başka biri, güçlü duygular hissetmeyi kendi yeterliliğinin kaybı olarak deneyimliyor olabilir.
Psikodinamik psikoterapide bu deneyimlerin kişinin yaşam öyküsü ve ilişkileriyle nasıl bağlantılandığı ele alınabilir.
Ancak panik sırasında kontrol kaybı korkusu yaşamak, kişinin mutlaka bilinçdışı bir kontrol çatışması bulunduğu anlamına gelmez.
Bu tür yorumlar bireysel klinik çalışmada araştırılabilecek olasılıklardır; panik atağın bilimsel olarak doğrulanmış evrensel nedenleri değildir.
Freud’un Çaresizlik Kavramı ve Panik Deneyimi
Freud’un kaygı kuramında çaresizlik deneyimi önemli bir yer tutar.
Yoğun kaygının kişiyi bunaltıcı hale gelmesi ile yaklaşan tehlikeye karşı uyarı niteliği taşıması arasında kuramsal bir ayrım bulunur.
Panik atak sırasında kişi, yaşadığı bedensel ve duygusal değişiklikleri düzenleyemeyeceğini hissedebilir.
Bu deneyim, kendi kapasitesinin bütünüyle yetersiz kaldığına ilişkin güçlü bir duygu yaratabilir.
Psikodinamik açıdan bu çaresizlik hissinin kişinin yaşamındaki başka deneyimlerle ilişkisi araştırılabilir.
Örneğin kişi zorlandığında yardım isteyebiliyor mudur?
Güçlü duygular yaşamak, onun için zayıflık anlamına mı gelmektedir?
Kendisini her koşulda denetlemek zorunda mı hissetmektedir?
Bu sorular bazı kişilerin ruhsal deneyimlerini anlamaya yardımcı olabilir.
Ancak Freud’un kuramsal kavramları, panik atağın fizyolojik mekanizmalarını açıklayan bilimsel modellerin yerine geçirilmemelidir.
Bion’un Düşünme Kuramı Açısından Yoğun Panik
Bion’un düşünme kuramında, duyusal ve duygusal deneyimlerin ruhsal olarak işlenmesi önemli bir konudur.
Bion’un alfa işlevi kavramı, yaşantıların temsil edilebilir ve üzerinde düşünülebilir hale gelmesiyle ilişkilidir.
Bu kuramsal çerçeveden hareketle, yoğun panik sırasında bazı kişilerin yaşadıkları bedensel ve duygusal deneyimleri anlamlandırmakta güçlük çekmeleri üzerine düşünülebilir.
Kişi güçlü bir korku yaşamakta, fakat bu korkuyu tanımlamak veya ona ilişkin düşünmekte zorlanabilmektedir.
Bu durumda deneyim, kişinin zihninde üzerinde düşünülebilen bir duygu olmaktan çok, hemen kurtulunması gereken bunaltıcı bir yaşantı gibi hissedilebilir.
Psikodinamik psikoterapide bu deneyimin sözcüklere dökülebilmesi, duyguların ayrıştırılabilmesi ve kişinin kendi yaşantısını anlamlandırabilmesi üzerinde çalışılabilir.
Ancak burada kuramsal sınır korunmalıdır.
Bion’un alfa işlevi kavramı, depersonalizasyonun, derealizasyonun veya panik atağın nörobiyolojik nedenini açıklayan doğrulanmış bir model değildir.
Bu kavram, bazı yoğun duygusal deneyimleri psikoterapötik ilişkide düşünmeye yardımcı olabilecek psikanalitik bir çerçevedir.
Kontrol Etme İhtiyacı ile Duyguları Denetleme Arasındaki İlişki
Bazı kişiler güçlü duygular yaşamayı tehdit edici bulabilir.
Öfke, korku, keder veya çaresizlik gibi duyguların ortaya çıkması, kişinin kendisini denetimsiz hissetmesine yol açabilir.
Örneğin kişi öfkelendiğinde mutlaka kontrolünü kaybedeceğinden korkabilir.
Başka biri ağlamaya başladığında kendisini toparlayamayacağını düşünebilir.
Bu tür deneyimler psikodinamik psikoterapide kişinin duygularıyla kurduğu ilişki açısından ele alınabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır:
Güçlü duygulardan korkmak ile panik bozukluk tanısı almak aynı şey değildir.
Ayrıca panik atak yaşayan her kişinin duygularını bastırdığı veya kontrol etmeye aşırı ihtiyaç duyduğu varsayılamaz.
Psikoterapötik çalışmada önemli olan, kuramsal beklentileri kişiye uygulamak yerine kişinin kendine özgü deneyimini araştırmaktır.
Panik Atakta Kontrolü Kaybetme Korkusu ile Ölüm Korkusu Arasındaki Fark
Panik atak sırasında ölüm korkusu ve kontrol kaybı korkusu birlikte yaşanabilir.
Ancak bu iki deneyim aynı değildir.
Ölüm korkusunda kişi bedensel belirtilerinin yaşamını tehdit ettiğini düşünebilir.
Kontrol kaybı korkusunda ise bedeni, zihni veya davranışları üzerindeki denetimini yitirmekten endişelenebilir.
Örneğin bir kişi çarpıntısını kalp krizi olarak yorumlayabilir.
Başka biri ise çevresine yabancılaşmasını aklını yitirdiğinin işareti olarak değerlendirebilir.
Her iki durumda da bedensel veya algısal bir deneyim tehdit olarak yorumlanabilir.
Ancak korkunun içeriği farklılaşır.
Panik sırasında ölüm korkusunun nasıl yaşandığını Panik Atakta Ölüm Korkusu yazımızda ayrıntılı biçimde ele aldık.
Bu ayrım, kişinin panik deneyiminin kendine özgü yönlerini anlamak açısından önemlidir.
Panik Atakta Kontrolü Kaybetme Korkusu Nasıl Tedavi Edilir?
Kontrol kaybı korkusunun ele alınmasında öncelikle belirtilerin hangi klinik durumla ilişkili olduğu değerlendirilmelidir.
Panik bozukluk söz konusuysa bilişsel davranışçı terapi (BDT), güçlü bilimsel desteğe sahip ve klinik kılavuzlarda önerilen yaklaşımlardan biridir.
BDT kapsamında kişinin bedensel ve zihinsel duyumlara yüklediği tehlike anlamları, beklenti kaygısı, kaçınma davranışları ve güvence arayışı ele alınabilir.
Örneğin kişi depersonalizasyon yaşadığında bunun mutlaka aklını kaybettiği anlamına geldiğini düşünüyorsa, bu değerlendirme terapötik çalışmanın konusu olabilir.
Panikle ilişkili uygun tedavi programlarında, korkulan bedensel duyumlara yönelik yapılandırılmış müdahaleler de kullanılabilir.
Ancak bu tür uygulamaların kişinin kendi başına aşırı bedensel belirtiler oluşturmaya çalışması şeklinde anlaşılmaması gerekir.
Uygun durumlarda psikiyatri değerlendirmesi ve ilaç tedavisi de düşünülebilir.
Tedavi planı belirtilerin niteliğine, şiddetine, eşlik eden klinik sorunlara ve kişinin tercihlerine göre oluşturulmalıdır.
Psikodinamik Psikoterapinin Yeri
Psikodinamik psikoterapide kişinin kontrol kaybı, çaresizlik, bağımlılık, güvenlik ve güçlü duygularla kurduğu ilişki ele alınabilir.
Terapötik ilişkide kişinin kendi yaşantısını ne kadar güvenle ifade edebildiği, yardım istemeyi nasıl deneyimlediği ve yoğun duygular karşısında hangi beklentileri taşıdığı araştırılabilir.
Bazı kişiler için paniğin yalnızca bedensel belirtilerini değil, bu deneyime yükledikleri kişisel anlamları anlamak da önemli olabilir.
Ancak psikodinamik psikoterapinin kontrol kaybı korkusu veya panik bozukluk tedavisinde BDT’den üstün olduğu gösterilmiş değildir.
Bu nedenle psikodinamik çalışmanın olası katkıları, kanıta dayalı tedavilerin yerine geçecek şekilde sunulmamalıdır.
Psikodinamik yaklaşımın genel çerçevesini Psikodinamik Terapi sayfamızda inceleyebilirsiniz.
Panik Atakta Çıldırma Korkusu Ne Zaman Profesyonel Değerlendirme Gerektirir?
Panik atak sırasında aklını yitireceğinden korkan kişi, bu deneyim nedeniyle yoğun sıkıntı yaşayabilir.
Özellikle ataklar tekrarlıyorsa, kişi sürekli düşüncelerini ve algılarını kontrol ediyorsa veya günlük yaşamını yeni bir atak korkusuna göre düzenlemeye başladıysa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.
Depersonalizasyon ve derealizasyon deneyimleri de belirtilerin sıklığı, süresi ve kişinin yaşamına etkisi açısından değerlendirilmelidir.
Ancak bütün algısal değişikliklerin panik atağa bağlı olduğu varsayılmamalıdır.
Yeni başlayan ciddi bilinç değişiklikleri, bayılma, nöbet, belirgin yönelim bozukluğu veya başka ciddi belirtiler tıbbi değerlendirme gerektirir.
Gerçeklikle bağlantının belirgin biçimde bozulması, varsanılar veya ağır davranış değişiklikleri gibi belirtilerde de uygun psikiyatrik değerlendirme önemlidir.
Panik atağa benzeyen şiddetli göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı veya bayılma gibi acil belirtiler söz konusuysa gecikmeden acil sağlık hizmetlerine başvurulmalıdır.
Türkiye’de acil yardım için 112 aranabilir.
Psikolojik değerlendirme, gerekli tıbbi incelemelerin yerine geçmez.
Beşiktaş/Balmumcu’da yüz yüze veya uygunluk değerlendirmesine göre online psikoterapi hakkında bilgi almak için İletişim sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Sonuç: Panik Atakta Kontrolü Kaybetme Korkusu Neyi Anlatır?
Panik atakta kontrolü kaybetme korkusu, kişinin yoğun kaygı sırasında kendi bedensel, zihinsel veya davranışsal süreçlerini denetleyemeyeceğini düşünmesiyle ilişkili olabilir.
Bu deneyime depersonalizasyon, derealizasyon veya yoğun yabancılaşma hisleri eşlik edebilir.
Ancak kişinin kendisini gerçekdışı hissetmesi, mutlaka gerçeklikle bağlantısını kaybettiği anlamına gelmez.
Panik atak sırasında aklını yitireceğinden korkmak da tek başına psikotik bir bozukluğa işaret etmez.
Psikodinamik açıdan kontrol, güvenlik, çaresizlik ve güçlü duygularla ilişki bazı kişiler için anlamlı çalışma alanları oluşturabilir.
Ancak bu yorumlar, panik atağın herkes için geçerli nedenleri olarak sunulmamalıdır.
Kişinin kontrolünü kaybettiğini hissetmesi ile kontrolünü gerçekten kaybetmesi arasındaki ayrım, panik deneyimini anlamanın önemli bir parçasıdır.
Uygun klinik değerlendirme ve psikoterapötik çalışma, kişinin bu yoğun korkuyla kurduğu ilişkiyi anlamasına ve panik nedeniyle daralan yaşamını yeniden genişletebilmesine yardımcı olabilir.
Kaynaklar
- National Institute of Mental Health — Panic Disorder: What You Need to Know
- NHS — Panic Disorder
- Cleveland Clinic — Depersonalization-Derealization Disorder
- Merck Manual — Depersonalization/Derealization Disorder
- NICE — Generalised Anxiety Disorder and Panic Disorder in Adults: Management
- Freud, S. (1926). Inhibitions, Symptoms and Anxiety.
- Bion, W. R. (1962). Learning from Experience. Heinemann.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Klinik değerlendirme, tıbbi tanı veya kişiye özgü tedavi önerisi yerine geçmez.