Kaygı
Bozuklukları

Psikanalitik / Psikodinamik
Bir Perspektif

Kaygı, çoğu zaman düşman gibi görünse de, ruhsal yaşamımızın bize bir şey anlatmaya çalışan sadık bir habercisidir.

Kaygı Nedir?

Kaygı, geleceğe dair belirsizlik karşısında zihnin, bedenin ve duyguların kendini korumaya yönelik geliştirdiği çok katmanlı bir tepkidir. Fakat psikanalitik açıdan bakıldığında kaygı yalnızca tehlikeye verilen bir alarm değildir; çoğu zaman iç dünyada çatışan, bastırılmış ya da henüz anlam bulamamış yaşantıların da işaretidir.

Kişi kaygılandığında bedeni hızlanabilir, nefesi daralabilir, zihni durmaksızın ihtimaller üretmeye başlayabilir. Bazen bu kaygının açık bir nedeni vardır; yaklaşan bir sınav, önemli bir görüşme, ayrılık ihtimali ya da sağlıkla ilgili bir belirsizlik. Bazen ise kişi neden böyle hissettiğini bilemez. Dışarıdan bakıldığında belirgin bir tehlike yoktur; fakat iç dünyada tehlike hissi canlıdır.

Bu nedenle kaygıyı yalnızca fazla düşünmek ya da mantıksız korkmak olarak görmek eksik kalır. Kaygı, kişinin ruhsal örgütlenmesinde bir anlam taşır. Kimi zaman bastırılmış bir öfkenin, kimi zaman kayıp korkusunun, kimi zaman da kişinin kendi sahici arzularıyla temas etmekten duyduğu korkunun biçim değiştirmiş halidir.

Kaygının Nedenleri

Kaygının nedenleri çoğu zaman erken dönem ilişki deneyimlerine uzanır. Bebeğin bakım verenle kurduğu ilişkinin niteliği; görülme, anlaşılma, yatıştırılma ve süreklilik deneyimleri, iç dünyada güven duygusunun oluşmasında belirleyicidir.

Winnicott’ın tarif ettiği anlamda tutan çevre, yalnızca fiziksel bakım değildir. Çocuğun duygularının bir yetişkin tarafından taşınabilmesi, aşırı uyarılmadan ya da yalnız bırakılmadan yanında kalınması, çocuğun zaman içinde kendi duygularını taşıyabilmesini sağlar.

Yeterince tutan bir çevre bulamayan çocuk dünyayı öngörülemez ve tehditkâr bir yer olarak deneyimleyebilir. Bu tutuluş eksik kaldığında kişi ilerleyen yaşlarda kendi duygularıyla baş başa kaldığında kolayca dağılabilir, panikleyebilir ya da dış dünyayı kontrol ederek kendisini güvende tutmaya çalışabilir.

Kaygı bazen ayrılık ve kayıp korkusuyla ilgilidir. Bazen de ifade edilemeyen öfke ve suçluluğun geri dönüşüdür. Uzun süre başkalarının beklentilerine uyum sağlayarak yaşayan kişi, kendi ihtiyaçlarıyla temasını kaybedebilir. Bu durumda kaygı, kişinin kendi sahici varoluşundan uzaklaşmasının sessiz işaretlerinden biri haline gelebilir.

Kaygının Anlamsallığı

Psikanalitik psikoterapi için kaygı anlamsız bir semptom değildir. Kaygı bir mesajdır; ancak bu mesaj doğrudan konuşmaz. Bedenle, tekrarlarla, kaçınmalarla, ilişkilerdeki gerilimlerle ve bazen de kişinin durmaksızın kontrol etme ihtiyacıyla kendini gösterir.

Kişi bir toplantıya girmeden önce yoğun kaygı duyduğunda mesele yalnızca toplantı olmayabilir. Görülmek, değerlendirilmek, hata yapmak, eleştirilmek ya da başkasının zihninde yetersiz biri olarak yer almak daha derin kaygıları harekete geçirebilir.

Benzer biçimde panik yaşayan biri için mesele yalnızca kalp çarpıntısı değildir. Beden, kişinin zihninde henüz temsil edilemeyen, kelimelere dönüşemeyen bir ruhsal yükü taşımaya çalışıyor olabilir.

Kaygının anlamını aramak, onu romantize etmek değildir. Kaygı gerçekten yorucu, daraltıcı ve bedensel olarak sarsıcı olabilir. Fakat yalnızca bastırılmaya ya da hızla ortadan kaldırılmaya çalışıldığında çoğu zaman başka biçimlerde geri döner.

Kaygı Bozukluklarının Görünümleri

Kaygı her kişide aynı biçimde görünmez. Kimi insanda sürekli endişe ve zihinsel hazırlık hali olarak, kimi insanda panik ataklarla, kimi insanda sosyal ortamlardan kaçınmayla, kimi insanda ise bedensel duyumları felaketleştirme biçiminde ortaya çıkar.

Her kaygı biçimi, kişinin iç dünyasında farklı bir hikâyeyi anlatır. Bu farklı görünümler aynı zamanda yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, sosyal kaygı, agorafobi, sağlık kaygısı, ayrılık kaygısı ve performans kaygısı gibi farklı klinik başlıkların temelini oluşturur.

Psikodinamik yaklaşım, tanısal başlıkları göz ardı etmez; ancak kişinin yaşadığı kaygıyı yalnızca bir kategoriye indirgemez. Aynı belirti iki farklı insanın ruhsal yaşamında bütünüyle farklı anlamlar taşıyabilir.

Psikanalitik Psikoterapide Kaygı ile Çalışmak

Psikodinamik psikoterapide amaç kaygıyı aceleyle susturmak değildir. Elbette kişinin yaşamını sürdürebilmesi, bedensel belirtilerini tanıyabilmesi ve kaygı anlarında kendisini düzenleyebilmesi önemlidir. Fakat psikoterapötik çalışma, bunun ötesinde kaygının ne anlattığını anlamaya yönelir.

Terapi sürecinde kaygının hangi durumlarda arttığı, hangi ilişkilerde tekrarlandığı, hangi duyguların yerine geçtiği ve kişinin hangi içsel çatışmalarını görünür kıldığı birlikte düşünülür.

Kişi öğütle kapatılmadan, hızla rahatlatılmaya çalışılmadan, belirtileri yüzünden yargılanmadan dinlenir. Kaygının ortaya çıktığı anlar yalnızca sorun olarak değil, ruhsal yaşamın kendisini gösterdiği anlar olarak ele alınır.

Winnicott’ın diliyle söyleyecek olursak, terapi odası kişinin kendi içinde henüz tutamadığı yaşantıları birlikte taşıyabildiği bir alan haline gelebilir. Zamanla kaygı, bütünüyle kurtulunması gereken bir düşman olmaktan çıkar; düşünülebilir, anlaşılabilir ve taşınabilir bir içsel deneyime dönüşebilir.

İstanbul, Beşiktaş, Şişli ve Online Terapi

Büyük şehir yaşamı; hız, rekabet, belirsizlik, yalnızlık ve sürekli ulaşılabilir olma baskısıyla kaygıyı besleyebilir. Beşiktaş, Şişli ve çevresinde yüz yüze psikoterapi arayan kişiler, çoğu zaman hem şehir hayatının hem de kişisel geçmişlerinin kesişiminde kaygı deneyimini getirirler.

İstanbul içinde yaşayan ya da kente ulaşabilen kişiler için yüz yüze psikoterapi, düzenli ve sınırları belirli bir terapötik alan sağlayabilir. Online terapi ise İstanbul dışında yaşayan, yurtdışında bulunan ya da kendi bulunduğu yerden terapötik süreklilik kurmak isteyen kişiler için anlamlı bir seçenek olabilir.

Yüz yüze ya da online olması fark etmeksizin belirleyici olan yalnızca görüşmenin biçimi değildir. İlişkinin sürekliliği, güvenilirliği ve kişinin iç dünyasına gösterilen dikkatli ilgi, kaygının düşünülebilir hale gelmesine imkân verir.

Kaygı ile Yaşamak

Kaygı tamamen yok edilmesi gereken bir düşman değil; anlaşılması gereken bir yol arkadaşı olabilir. Onu anlamak, kendimizi anlamak için bir başlangıçtır. Psikanalitik psikoterapi, kaygının yalnızca belirtilerini değil, kişinin iç dünyasında tuttuğu yeri de düşünmeye çalışır.

Kaygı bozuklukları, psikanalitik psikoterapi, psikodinamik psikoterapi, Beşiktaş psikolog, Şişli psikolog, İstanbul psikolog ve online terapi başlıklarıyla ilişkilidir.