Sosyal Anksiyete Bozukluğu: Başkalarının Gözünde Olmak Neden Kaygı Yaratır?

Orhan Taruk Kaygı ve Panik

İnsan, başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü merak eder. Beğenilmek, kabul görmek, anlaşılmak ve ait hissetmek temel ilişkisel ihtiyaçlardandır. Ancak bazı kişiler için başkalarının bakışına maruz kalmak, sıradan bir sosyal deneyim olmaktan çıkar; yoğun bir kaygı ve tehdit hissine dönüşür.

Bir toplantıda söz almak, tanımadığı insanlarla konuşmak, kalabalık bir ortamda yemek yemek veya bir topluluğun karşısında kendisini ifade etmek beklenmedik ölçüde zorlaşabilir.

Kişi yalnızca olumsuz değerlendirileceğinden korkmaz. Bazen kaygılandığının fark edilmesinden, yüzünün kızarmasından, sesinin titremesinden ya da söylemek istediklerini unutmasından da korkar.

Sosyal anksiyete bozukluğu, kişinin başkaları tarafından değerlendirilme olasılığı bulunan sosyal durumlarda yoğun korku veya kaygı yaşamasıyla karakterize bir ruhsal durumdur.

Psikodinamik açıdan ise bu deneyim başka sorular da doğurur: Başkasının bakışı neden bu kadar tehdit edici hissedilir? Eleştirilmek neden bazen yalnızca bir davranışın değil, kişinin bütün değerinin reddedilmesi gibi yaşanır?

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Sosyal anksiyete bozukluğu, kişinin başkaları tarafından incelenebileceği, değerlendirilebileceği veya olumsuz yargılanabileceği sosyal durumlarda belirgin korku yaşamasıdır.

Kişi küçük düşmekten, yanlış anlaşılmaktan, reddedilmekten ya da başkalarının gözünde yetersiz görünmekten endişelenebilir.

Bu korku bazen belirli durumlarla sınırlıdır. Örneğin yalnızca topluluk önünde konuşurken ortaya çıkabilir. Bazen de yeni insanlarla tanışmak, telefon görüşmesi yapmak, iş görüşmesine katılmak veya gündelik sosyal etkileşimlerde bulunmak gibi farklı alanlara yayılabilir.

Çarpıntı, terleme, titreme, yüz kızarması, mide rahatsızlığı, zihnin boşalması ve konuşmakta güçlük çekme gibi bedensel belirtiler görülebilir.

Sosyal anksiyete bozukluğunun değerlendirilmesinde belirtilerin süresi, yoğunluğu, kişinin yaşamına etkisi ve diğer olası açıklamalar dikkate alınır. Erişkinlerde tanısal değerlendirmede korkunun genellikle en az altı ay sürmesi ve belirgin sıkıntı veya işlev kaybına yol açması önemlidir.

Kaygının diğer biçimlerini Kaygı Bozuklukları sayfamızda daha geniş bir çerçevede ele alıyoruz.

Sosyal Anksiyete ile Utangaçlık Aynı Şey midir?

Utangaçlık, yeni veya alışılmadık sosyal durumlarda çekingenlik yaşamakla ilişkili olabilir. Bu, tek başına psikolojik bir bozukluk değildir.

Bazı insanlar sosyal ortamlarda daha temkinli davranır, yakın ilişki kurmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyar veya kalabalık ortamlarda bulunmaktan hoşlanmaz.

Bunların hiçbiri kendi başına tedavi gerektiren bir durum anlamına gelmez.

Sosyal anksiyete bozukluğunda belirleyici olan, korkunun yoğunluğu ve kişinin yaşamını ne ölçüde sınırlandırdığıdır.

Örneğin kişi konuşmak istediği halde söz alamıyor, eğitim veya iş olanaklarından kaçınıyor, yakın ilişkiler kurmakta zorlanıyor ya da sosyal karşılaşmalardan önce ve sonra uzun süre yoğun endişe yaşıyorsa, yalnızca kişilik özelliği olarak açıklanamayacak bir zorlanma söz konusu olabilir.

Dolayısıyla amaç her insanı dışa dönük hale getirmek değildir. Önemli olan, kişinin kendi tercihleri doğrultusunda sosyal yaşamına katılabilmesi ve korku nedeniyle olanaklarının daralmamasıdır.

Başkalarının Bakışı Neden Bu Kadar Tehdit Edici Olabilir?

Sosyal anksiyetenin merkezinde çoğu zaman başkalarının kendisini nasıl gördüğüne ilişkin yoğun bir hassasiyet bulunur.

Kişi başkalarının yüz ifadelerini, ses tonlarını ve tepkilerini dikkatle izleyebilir. Küçük bir duraksama, ilgisiz bir bakış veya belirsiz bir ifade olumsuz değerlendirilmenin işareti gibi algılanabilir.

Örneğin toplantıda konuşurken bir kişinin başka yöne bakması, “Söylediklerimi sıkıcı buluyor” düşüncesini tetikleyebilir.

Bu yorum doğru olmak zorunda değildir. Fakat kişi kendisini başkalarının gözünde zaten yetersiz hissediyorsa belirsiz sosyal ipuçları daha kolay tehdit olarak yorumlanabilir.

Böylece sosyal ortam, karşılıklı bir ilişkinin yaşandığı yer olmaktan çok, kişinin kendi yeterliliğinin sınandığı bir alana dönüşebilir.

Burada önemli soru şudur:

Kişi başkalarının kendisini nasıl gördüğünden mi korkmaktadır, yoksa zaten kendi içinde taşıdığı olumsuz kendilik değerlendirmesinin başkaları tarafından doğrulanmasından mı?

Bu ikinci soru, sosyal anksiyetenin psikodinamik açıdan anlaşılmasında özellikle önemlidir.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu ve Utanç Duygusu

Utanç, sosyal anksiyete deneyiminde merkezi bir yer tutabilir.

Utanç ile suçluluk birbirine yakın görünse de farklı deneyimlerdir.

Suçluluk çoğu zaman kişinin yaptığı bir davranışla ilişkilidir: “Yanlış bir şey yaptım.”

Utanç ise kişinin kendisine yönelir: “Ben yanlış, eksik veya yetersiz biriyim.”

Bu ayrım her durumda kesin değildir; ancak sosyal anksiyetede yaşanan sıkıntının niteliğini anlamak açısından yararlıdır.

Bir kişi topluluk önünde yanlış bir kelime kullandığında yalnızca konuşmasındaki hatadan rahatsız olmayabilir. Bu küçük hatayı kendi değersizliğinin açığa çıkması olarak deneyimleyebilir.

Böylece sıradan bir sosyal aksaklık, kendiliğe yönelen yoğun bir tehdit haline gelebilir.

Psikodinamik yaklaşımda utanç yalnızca ortadan kaldırılması gereken rahatsız edici bir duygu olarak değil, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkinin anlaşılmasında önemli bir deneyim olarak ele alınabilir.

İçsel Yargıç: Eleştiri Bazen Dışarıdan Gelmez

Sosyal anksiyete yaşayan kişi, başkalarının kendisini sert biçimde değerlendireceğini düşünebilir.

Ancak bazı durumlarda bu beklenti, kişinin kendi iç dünyasında zaten var olan eleştirel bir sesle bağlantılı olabilir.

“Yeterince iyi konuşamadım.”

“Herkes ne kadar beceriksiz olduğumu fark etti.”

“Bunu söylememeliydim.”

“Kesin benim hakkımda olumsuz düşünüyorlar.”

Psikanalitik kuramda süperego kavramı, kişinin içselleştirdiği yasakları, idealleri ve kendini değerlendirme süreçlerini anlamak için kullanılır.

Süperego her zaman cezalandırıcı değildir. Ancak bazı kişilerde kişinin kendisine yönelttiği beklentiler son derece katı ve eleştirel olabilir.

Bu durumda dışarıdaki gerçek bir eleştiri olmasa bile kişi kendi içsel yargısı altında hissedebilir.

Psikodinamik psikoterapide bu tür katı özdeğerlendirmelerin nasıl oluştuğu, hangi ilişkisel deneyimlerle bağlantılı olabileceği ve kişinin kendilik deneyimini nasıl etkilediği araştırılabilir.

Bununla birlikte sosyal anksiyetenin her zaman sert bir süperegodan kaynaklandığını söylemek doğru değildir. Bu, bazı kişilerin deneyimini anlamaya yardımcı olabilecek kuramsal açıklamalardan biridir.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu ve Kendilik Değeri Arasındaki İlişki

Kendilik değeri, kişinin kendisini yalnızca başarıları veya başkalarının onayı üzerinden değil, daha bütünlüklü biçimde değerli hissedebilmesiyle ilişkilidir.

Ancak bazı kişiler için kendine yönelik olumlu değerlendirme, dışarıdan gelen kabul ve onaya fazlasıyla bağımlı hale gelebilir.

Beğenilmek rahatlatıcıdır; eleştirilmek ise yalnızca üzücü değil, sarsıcıdır.

Böyle bir durumda sosyal ortamlar kişinin yeterliliğinin sürekli sınandığı deneyimlere dönüşebilir.

Örneğin bir kişi arkadaş grubunda bir düşüncesini ifade etmekten kaçınabilir. Çünkü fikrine katılınmaması, yalnızca düşüncesinin kabul edilmemesi değil, kendisinin reddedilmesi gibi yaşanabilir.

Bu örnekte sosyal kaygı, kişinin ilişki kurma isteği ile reddedilmeye ilişkin hassasiyeti arasında ortaya çıkmaktadır.

Kendilik değeri ve kimlik deneyiminin daha geniş psikolojik boyutlarını Kendilik ve Kimlik Sorunları sayfamızda inceliyoruz.

Sosyal Ortamlarda Kişi Neden Sürekli Kendisini İzler?

Sosyal anksiyeteyi sürdürebilen önemli süreçlerden biri, dikkatin yoğun biçimde kişinin kendisine yönelmesidir.

Kişi konuşmanın içeriğiyle ilgilenmek yerine nasıl göründüğünü, sesinin titreyip titremediğini veya karşısındaki kişinin kendisini nasıl değerlendirdiğini izlemeye başlayabilir.

Bu durumda dikkat, ilişkinin doğal akışından uzaklaşır.

Örneğin bir sohbet sırasında kişi karşısındakini dinlemek yerine kendi yüz ifadesini, beden duruşunu ve söyleyeceği bir sonraki cümleyi kontrol etmeye çalışabilir.

Bu yoğun öz-izleme, kişinin konuşmaya katılmasını zorlaştırabilir. Kimi zaman zihninin boşaldığını hissetmesine neden olabilir.

Ardından ortaya çıkan duraksama, kişinin korktuğu yetersizlik düşüncesini doğruluyormuş gibi algılanabilir.

Böylece sosyal anksiyete bozukluğu, kişinin kendisini korumak için geliştirdiği aşırı denetim çabasıyla da sürdürülebilir.

Bu süreç, bilişsel davranışçı sosyal anksiyete modellerinde önemli bir yer tutar. Psikodinamik bakış ise kişinin kendisini neden bu kadar dikkatli denetlemek zorunda hissettiğini ve bu denetimin kişisel anlamını da araştırabilir.

Sosyal Anksiyetede Kaçınma ve Güvenlik Davranışları

Sosyal anksiyete yaşayan kişi kaygısını azaltmak için bazı durumlardan uzaklaşabilir.

Toplantılarda konuşmamayı tercih edebilir, yeni insanlarla tanışmaktan kaçınabilir veya dikkat çekebileceği ortamlardan uzak durabilir.

Bazen kaçınma daha örtük biçimde gerçekleşir.

Kişi sosyal ortama katılır ama göz temasından kaçınır, söyleyeceklerini tekrar tekrar zihninde prova eder veya yalnızca kısa yanıtlar verir.

Bu davranışlar kısa vadede rahatlatıcı olabilir.

Ancak uzun vadede kişinin korktuğu değerlendirmelerle karşılaşma ve sosyal ortamların düşündüğünden daha güvenli olabileceğini deneyimleme fırsatını azaltabilir.

Örneğin bir kişi her konuşmasını önceden eksiksiz hazırlaması gerektiğine inanıyorsa, hazırlıksız bir sosyal etkileşimin de tolere edilebilir olduğunu deneyimlemekte zorlanabilir.

Psikoterapide yalnızca sosyal durumların ne kadar kaygı yarattığı değil, kişinin kaygıyı azaltmak için neler yaptığı ve bu davranışların nasıl bir işlev gördüğü de önem kazanır.

Sosyal Anksiyetenin Kökleri Çocuklukta mı Aranmalıdır?

Sosyal anksiyete bozukluğu genellikle çocukluk veya ergenlik döneminde başlayabilir. Bununla birlikte nedenleri tek bir gelişimsel deneyime indirgenemez.

Genetik yatkınlık, mizaç özellikleri, öğrenilmiş korkular, olumsuz sosyal deneyimler ve çevresel koşullar etkili olabilir.

Psikodinamik açıdan erken ilişkilerde eleştirilme, kabul görme, utandırılma veya yeterli hissedilme deneyimlerinin kişinin kendilik algısında nasıl yer tuttuğu araştırılabilir.

Örneğin çocuklukta sık sık başkalarıyla karşılaştırılmış bir kişi, yetişkinlikte sosyal ortamlarda benzer bir değerlendirilme beklentisi taşıyabilir.

Ancak böyle bir yaşam öyküsü bulunması, sosyal anksiyetenin nedeninin kesin olarak bu deneyim olduğunu göstermez.

Aynı biçimde destekleyici bir aile ortamında büyümüş kişilerde de sosyal anksiyete gelişebilir.

Psikodinamik çalışmanın amacı geçmişte tek bir suçlu veya neden bulmak değildir. Önemli olan, kişinin bugünkü kaygılarının kendi yaşam öyküsü ve ilişkisel deneyimleri içinde nasıl anlam kazandığını anlayabilmektir.

Ergenlikte sosyal değerlendirilmenin nasıl deneyimlendiğini Ergen Psikoterapisi sayfamızda gelişimsel açıdan da ele alıyoruz.

Sosyal Anksiyete ve İlişkilerde Yakınlık Korkusu

Sosyal anksiyete yalnızca kalabalık ortamlarda konuşma güçlüğüyle sınırlı değildir.

Bazı kişiler yakın ilişkilerinde de kendilerini açıkça ifade etmekte zorlanabilir.

Duygularını paylaşmak, ihtiyaçlarını dile getirmek veya bir anlaşmazlık sırasında kendi konumlarını savunmak yoğun kaygı yaratabilir.

Çünkü yakınlık, yalnızca kabul görme olasılığını değil, kişinin daha görünür hale gelmesini de beraberinde getirir.

Kişi karşısındaki insan tarafından gerçekten tanındığında, eleştirileceği veya reddedileceği korkusunu yaşayabilir.

Bu nedenle kimi zaman yakın ilişki kurmak isterken geri çekilebilir. Başka bir durumda ise reddedilmemek için kendi ihtiyaçlarını sürekli ikinci plana atabilir.

Psikodinamik açıdan bu örüntüler, kişinin kabul edilme ihtiyacı, kendilik değeri ve ilişki kurma biçimiyle bağlantılı olarak düşünülebilir.

Yakın ilişkilerde tekrar eden bu tür deneyimlere İlişki Problemleri sayfamızda daha ayrıntılı yer veriyoruz.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Psikoterapide Nasıl Ele Alınır?

Sosyal anksiyete bozukluğu için farklı psikoterapi yaklaşımları ve uygun durumlarda ilaç tedavisi seçenekleri bulunmaktadır.

Sosyal anksiyete bozukluğuna özgü bireysel bilişsel davranışçı terapi (BDT), klinik kılavuzlarda ilk sırada önerilen psikolojik tedavidir.

BDT’de sosyal durumlara ilişkin olumsuz değerlendirmeler, kişinin dikkatini kendisine yöneltmesi, kaçınma davranışları ve güvenlik arayışları üzerinde çalışılabilir.

Psikodinamik psikoterapide ise sosyal kaygının kişinin kendilik deneyimi, utanç duygusu, ilişkisel beklentileri ve içselleştirilmiş eleştirel değerlendirmeleriyle nasıl bağlantılandığı araştırılabilir.

Terapötik ilişkide kişinin yanlış anlaşılma, eleştirilme veya yetersiz görünme beklentileri de zamanla görünür hale gelebilir.

Bu süreçte önemli olan, kişinin terapi ilişkisinde de kendisini sürekli değerlendirilme altında hissedip hissetmediğini fark edebilmesidir.

Leichsenring ve çalışma arkadaşlarının 2013 yılında yayımladığı çok merkezli randomize kontrollü araştırmada hem bilişsel davranışçı terapi hem de psikodinamik psikoterapi, bekleme listesine kıyasla etkili bulunmuştur. Bununla birlikte bazı sonuçlar, özellikle remisyon açısından BDT lehinedir.

Bu nedenle psikodinamik psikoterapiye ilişkin araştırmaları, bütün yöntemlerden üstün olduğu iddiasıyla sunmak doğru değildir.

NICE kılavuzu sosyal anksiyete için öncelikle bireysel BDT önermekte; uygun tercihler ve koşullarda kısa süreli psikodinamik psikoterapiyi de seçenek olarak değerlendirmektedir.

Psikodinamik yaklaşımın genel özellikleri için Psikodinamik Terapi sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Ne Zaman Profesyonel Destek Gerektirir?

Sosyal ortamlarda kaygı yaşamak tek başına psikolojik bir bozukluk olduğu anlamına gelmez.

Ancak kişinin eğitimini, iş yaşamını, sosyal ilişkilerini veya günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkileyen korku ve kaçınmalar söz konusuysa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.

Özellikle kişi sosyal ortamlara katılmak istediği halde yoğun kaygı nedeniyle bunu sürekli erteliyor veya kendisini geri çekmek zorunda hissediyorsa, bu durumun ele alınması önemlidir.

Tedavinin amacı kişinin her ortamda rahat, dışa dönük veya kendinden emin olmasını sağlamak değildir.

Daha gerçekçi hedef, kişinin korku ve utanç tarafından sınırlandırılmadan kendi tercihleri doğrultusunda ilişki kurabilmesi ve yaşamına katılabilmesidir.

Beşiktaş/Balmumcu’da yüz yüze veya uygunluk değerlendirmesine göre online psikoterapi hakkında bilgi almak için İletişim sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Sonuç: Başkalarının Bakışından Kendi Deneyimine

Sosyal anksiyete bozukluğu yalnızca başkalarının yanında heyecanlanmak veya konuşurken zorlanmak değildir.

Bazı kişiler için sosyal ortam, sürekli değerlendirildikleri, yetersizliklerinin açığa çıkabileceği veya reddedilebilecekleri bir alan gibi deneyimlenebilir.

Psikodinamik açıdan bu kaygının anlaşılması, kişinin kendi değeriyle, utanç duygusuyla ve başkalarının bakışıyla kurduğu ilişkinin incelenmesini gerektirebilir.

Ancak bu tür yorumlar, sosyal anksiyetenin biyolojik, bilişsel ve davranışsal boyutlarının yerine geçmez.

Psikoterapide önemli sorulardan biri şudur:

Bir insan, başkalarının gözündeki yerini sürekli denetlemek zorunda hissetmeden kendisi olarak ilişki kurabilir mi?

Bu soru, sosyal anksiyeteyi yalnızca bir belirti olarak değil, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişki açısından da düşünmeye imkân verir.

Kaynaklar

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Klinik değerlendirme, tanı veya kişiye özgü tedavi önerisi yerine geçmez.